Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 0 görüntülenme

Nafile hacca gitmek

Sual: Nafile hac veya ömre de şartlara tam riayet edilemezse sevab mı olur günah mı olur?

Cevap: (Nafile ibadet) demek, farz veya sünnet olmayıp da, kendi arzusu ile yapılan ibadet demektir. Nafile ibadetin sevabı, farz ibadetin sevabı yanında, bir derya yanındaki bir damla su kadar azdır. İslâm âlimleri, Mekke’ye uzak memleketlerde olanların tekrar hacca gitmelerine izin vermemişlerdir. Abdüllah Dehlevî “kuddise sirruh” altmışüçüncü mektupta buyuruyor ki, (Hac yolunda, ekseriya, ibadetler tam yapılamaz. Bunun için, imâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh”, 123 ve 124. cü mektuplarında, ömreye ve nafile hacca gitmekten razı olmadığını bildirdi.) Bir farzın yapılmasına, kadınların örtünmelerine mâni olan nafile hac, haram olur. Böyle nafile hacca gitmek, sevab değil, günâh olur. Ömreye gitmek de böyledir.

Zekâtı, nisaba mâlik olduktan bir hicrî sene sonra, vermek farz olur. Zekât vermek farz olduğu bu zaman, herkes için başkadır. Bu zaman hac zamanından evvel ise, mâlın, paranın hepsi için zekât verilip, geri kalan para ile hacca gidilir. Zekât vermek zamanı, hac zamanına rastlarsa, önce hacca gidilir. Hacdan sonra, elde kalan paranın zekâtı verilir. (İslâm Âhlâkı s. 308)

Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 2 görüntülenme

Kabre elleri sürmek ve öpmek

Sual: Kabirler ziyaret edilirken, kabre elleri sürmenin ve kabri öpmenin dinimiz açısından mahzuru olur mu?

Cevap: Konu hakkında Fetâvâ-yı Hindiyye’de deniyor ki:

“Yaşlı kadınların ve erkeklerin kabir ziyareti sünnettir. Evde ve kabir başında Kur’ân-ı kerim okuyup, sevabını ruhlarına hediye etmeli ve onlara dua etmelidir. Kabri elleri ile mesh etmek, kabri öpmek, hristiyanlık adetidir. Ananın, babanın kabrini öpmek câizdir.”

***

Sual: Ayet-i kerimeyi hastaya okumak, muska yapıp taşımak caiz midir?

Cevap: Bu konuda Fetâvâ-yı Hindiyye’de deniyor ki:

“Hastaya Kur’ân-ı kerimi okuyup üflemek, muska yazıp taşıması, tasa yazıp suyunu içmesi caizdir.”

***

Sual: Hafızı dinlemek ve kitabı da okumak için kiralamak uygun olur mu?

Cevap: Bu konuda Hülâsada deniyor ki:

“Dinlemek için hafızı ve okumak için kitabı kiralamak caiz değildir.” Kur’ân-ı kerim öğreten hocaya hediye vermek lazımdır.

***

Sual: Ücret karşılığı kilise tamir etmek, alkol taşımak dinen uygun olur mu?

Cevap: Bu konuda İbni Âbidîn’de deniyor ki:

“Ücret ile kafirin şarabını taşımak, kilise tamir etmek ve hristiyana zünnar gibi küfür alametlerini satmak İmâm-ı a’zama göre caizdir. Müslüman müşteriye mecusi mesti yapmak veyâ fasık elbisesi dikmek mekruhtur. Çünkü, mecusiye ve fasıklara benzemeye sebep olmaktır.”

***

Sual: Odanın duvarlarına halı asmanın dinen bir mahzuru olur mu?

Cevap: Bu konuda Fetâvâ-yı Hindiyye’de deniyor ki:

“Evin, ihtiyaç olduğu kadar büyük olması caizdir. Odanın duvarlarına halı asmak, soğuğa karşı caizdir. Zinet, süs niyeti ile mekruhtur. Üzerinde canlı resmi olursa haram olur.”

***

Sual: Kabir üzerine gül, çiçek gibi şeyleri dikmenin dinimizce mahzuru var mıdır?

Cevap: Bu konuda Fetâvâ-yı Hindiyye’de deniyor ki:

“Kabir üzerine gül, çiçek dikmek iyidir. Hristiyanların yaptığı gibi, kesilmiş gül, çiçek demeti, çelenk koymak mekruhtur.

***

Sual: Başkasın çocuğuna, babasının haberi olmadan bir iş yaptırılsa, bu iş karşılığında çocuğa ücret vermek gerekir mi?

Cevap: Velisinin izni olmadan, çocuğa iş yaptıran kimse, ücret vermeye mecburdur.

***

Sual: Günlük olarak kiralanan yerler oluyor. Böyle günlük kiralanan yerin sahipleri, ücreti hemen isteyebilir mi?

Cevap: Mal sahibi, günlük olarak kiraya verdiği yerin ücretini, her akşam isteyebilir.

* Kabre elleri sürmek ve öpmek (Osman Ünlü Hocanın 22.01.2020 tarihli yazısı)

Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 4 görüntülenme

Kâr haddi koymak

Sual: Dinimizde belli bir kâr haddi var mıdır, satılan mallara sınırlama getirilebilir mi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidînde deniyor ki:

“Enes bin Mâlik hazretleri nakleder ki, Medîne-i münevverede pahalılık oldu. Ya Resulallah! Fiyatlar yükseliyor. Bize kâr haddi koyunuz denildi. (Fiyatları koyan Allahü teâlâdır. Rızkı genişleten, daraltan, gönderen yalnız Odur. Ben, Allahü teâlâdan bereket isterim) buyurdu. Dürr-ül-muhtârdaki hadis-i şerifde; (Kâr haddi koymayınız! Fiyat koyan, Allahü teâlâdır) buyurdu. Esnafın hepsi fiyatları, fahiş olarak yani mal oluş fiyatının iki misline çıkardığı, arttırdığı, millete zarar ve zulüm hâline geldiği zaman, hükûmetin, tüccarlara danışarak uygun bir narh, kâr haddi koyması caiz olur.”

Hükûmetin koyduğu bu fiyata uymak vaciptir. Bunun gibi, adaleti, milletin haklarını, hürriyetlerini koruyan kanunlara uymak lazımdır. Bunları korumak için, hükûmete yardımcı olmalı, mal, vergi kaçakçılığı yapmamalıdır. Gayr-i müslim hükûmetlerin kanunlarına da karşı gelmemelidir.

***

Sual: Vakıf olarak yapılmış bir bina, eskimiş ve kullanılamaz duruma gelmiş ise, bu binanın malzemelerini başka yerde kullanmanın mahzuru olur mu?

Cevap: Vakıf olarak yapılan cami, bina harab olunca, işe yaramayan parçaları satılıp, kendi tamirine, tamiri mümkün değilse, yakın bulunan bir vakıf binanın tamirine, onun ihtiyacına sarf edilir. Başka bir yere sarf edilemez.

***

Sual: Bir kimsenin, dükkânında, mağazasında mallarını satarken, salevat ve benzeri tesbihleri söylemesi, dinimiz açısından uygun olur mu?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İhtiyâr kitabında deniyor ki:

“Tesbih, tahmid, tekbir, Kur’ân-ı kerim, hadis-i şerif ve fıkıh kitabı okumak sevaptır. Ahzâb suresinin 35. âyetinde mealen; (Allahı çok zikreden erkeklerin ve kadınların günahları affolur ve çok sevap verilir) buyuruldu. Tüccarın, malını müşteriye gösterirken, bunları okuması ve kelime-i tevhid, salevat okuması günahtır. Bunları, para kazanmaya alet etmek olur.”

***

Sual: Abdest alırken, yıkanacak uzuvları kaç kere yıkamalıdır?

Cevap: Abdest alırken, yıkanacak yerleri, üç kere su dökmek değil, üç kere tam yıkamak sünnettir. Üçten fazla yıkamak mekruhtur. Üçü sayarken şaşırırsa, üç yapar. Fazla oldu ise, mekruh olmaz.

* Kâr haddi koymak (Osman Ünlü Hocanın 21.01.2020 tarihli yazısı)

Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 0 görüntülenme

Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi

Sual: Bid’at sahiplerinden Allahü teâlânın marifetine kavuşanlar olabilir mi? Evliyanın feyz vermesi öldükten sonra kesilir mi?

Cevap: Hanefi mezhebinin büyük âlimlerinden seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri, (Şerh-i mevâkıf) sonlarında ve (Şerh-ul-metâli’ hâşiyesi) baş tarafında ve (Berîka)nın ikiyüzyetmişinci sahifesinde buyurduğu gibi, Evliyanın suretleri, öldükten sonra da talebesine görünüp feyz verirler. Fakat, bunları görebilmek ve ruhlarından feyz alabilmek kolay değildir. Ehl-i sünnet itikadını ve ahkâm-ı islâmiyyeyi, kitaplardan öğrenmek ve öğrendiklerine uymak ve Evliyayı sevmek, saygılı olmak lâzımdır. (Merec-ül-bahreyn)de diyor ki: (Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bid’at sahiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın marifetine yaklaşamamıştır. Vilâyet nurları, bunların kalplerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bid’atin zulmeti, vilâyet nurunun kalbe girmesine mâni olur. Kalp, bid’at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet itikadı ile süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalp, yakîn nûru ile aydınlanamaz).

(İrşâd-üt-tâlibîn)de diyor ki, (Büyük âlim vefat edince, feyz vermesi kesilmez. Hatta artar. Fakat kalp hastalıklarına şifa olan bakışları ve sözleri devam etmediği için] bir insanın meyyit ile olan bağlılığı, diri ile olan gibi olamaz. Bunun için, (Üveysî) olmak, yani meyyitin ruhaniyetinden feyz almak az olur. Fenâ ve Bekâya yükselen dirilerin meyyit ile irtibatları, diri iken olduğu kadar değil ise de, çok olur ve bunlar meyyitten çok feyz alırlar. Fakat, diri iken daha fazla alırlar. Çünkü diriler, yanındakilerin ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmalarını sağlar. Bütün hâlleri ve sözleri ile kalplerine tesir ederek, muhabbetin artmasına, böylece daha çok feyz almalarına sebep olurlar). Görülüyor ki, bir Mürşid aramak lâzımdır. Sâdık ve temiz bir Müslüman, Evliya diri iken de, kabirde iken de, ruhlarından feyz alır ise de, diri olan Evliya, bunun yapması lâzım olan vazifeleri söyler. Hatalarını düzeltir. Böylece, feyz alması kolaylaşır ve çok olur. Ölüler ise bir şey söyleyemez. Yol gösteremez. Kusurlarını bildiremez. Feyz alması azalır veya durur. İlham ve rüya ile meyyitten ders almak da olamaz. Çünkü, ilhamlara ve rüyalara, vehim, hayâl ve şeytan karışabilir. Karışmamış olanları da, tevilli, tabirli olabilir. Doğruları, eğrilerinden ayırt edilemez. Kazanç pek kıymetli ise de, zarar da, o derece tehlikelidir. Böyle olmakla beraber, hakiki âlim bulunmadığı zamanlarda, mürşid geçinen cahillere aldanmayıp, mevtalarına ruhlarından feyz almağa çalışmalıdır. Buna kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve ahkâm-ı islâmiyyeye uymak ve hakiki âlimlerin kitaplarını okumak ve okuyan ile sohbet etmek şarttır. Küçük çocuk, en çok anasını sever ve ona sığınır. Aklı başına gelince, babasına daha çok güvenir, buna sığınır ve bundan faydalanır. Mektebe veya sanata başlayınca, hocasına, ustasına sarılır. Bunlardan faydalanır. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Ruhun kazançları da, bunun gibi, önce ana, baba ve âlim, sonra Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” vâsıtası ile alınıyor. (Tam İlmihal s. 1052)

Kategoriler
Devlet ve Politika
🔥 0 görüntülenme

“Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.”

Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.

Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir. - Winston Churchill
Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir. – Winston Churchill

Winston Churchill’in 1936 yılında söylediği bu söz, Ortadoğu’da milyonlarca insanın ölmesine, milyonlarcasının yaralanıp ömür boyu sakat kalmasına ve milyonlarca çocuğun yetim kalmasına neden oldu.

Hâlâ da bu ölümler hız kesmeden devam ediyor.

Bir o kadar insan da göçmen duruma düşerek ülkesini, evini barkını terk ederek, kimisi denizlerde boğuluyor, kimisi de ülke değiştirerek sefalete mahkûm oluyor.

Varsa yoksa silah ticareti…

Katliam yapmak ve ölüm tarlalarında sürek avı…

İşte Batı’nın kahraman olarak yere göğe koyamadığı Churchill, bu cinayetleri destekleyen ilkeleriyle sözde “Hür dünya” nın demokrasi kahramanı! Milyonlarca damla kana mal olan bu cinayetler, damlalar bitmez tükenmez petrolün uğruna daha kaç yüz yıl devam edecek bilinmez? (Alıntı)

Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 1 görüntülenme

Rüşvet vermek ve almak

Sual: Bir kimse, dinini, malını, ırzını korumak veya herhangi bir kimseyi zalimlerin zulmünden kurtarmak için rüşvet verebilir mi?

Cevap: Konu ile alakalı olarak İbni Âbidîn’de buyuruluyor ki:

“Rüşvet olarak istenip alınan mal, insanın mülkü olmaz. Veren, geri isteyebilir. İstemeden verdi ise, geri isteyemez. Fakat alanın bunu geri vermesi vacip olur. Bir alime, kendine şefaat etmesi veya zulümden kurtarması için, önceden verilen şey rüşvet olur. Fakat sonra verilen hediyesini alması caiz olur. Önceden istemesi haramdır. Önceden verilen hediyeyi almanın, hocanın talebesinden hediye alması caiz denildi. Dinine, malına, canına zarar gelmesinden korkan kimsenin rüşvet vermesi caizdir. Dinini, malını ve canını, zalimlerin zulmünden korumak için ve hakkını kurtarmak için bir şey vermek rüşvet olmaz. Alana günah olur.”

Farzları yapabilmek ve haramlardan kurtulabilmek için verilen mal da rüşvet olmaz. Bunları almak günah olur. Yine İbni Âbidîn’de rüşvet almanın haram olduğu anlatılırken, rüşveti dörde ayırmaktadır. Müftü, hakim, vali olmak için rüşvet vermek ve birinin, haklı dahi olsa, memura, hakime rüşvet vermesi ve bunların almaları haramdır. Çünkü zaten vacip olan şeyi yapmak için bir şey almak caiz değildir. Bu işleri yaptıktan sonra, istemeden verilen hediye, rüşvet olmaz. Memurların zulmünden kurtulmak veya hakkını almak, malını, canını, dinini, ırzını korumak için memura veya aracıya vermek caizdir. Bunların alması ise haramdır. Zulüm yapılması için vermek ve almak da haramdır.

***

Sual: Herhangi bir kimsenin verdiği hediyeyi almanın, kabul etmenin hükmü nedir?

Cevap: Bir kimse, kendi malından hediye verse, istenmeden verilen bu hediyeyi almak, kabul etmek sünnettir. Mektûbât-ı Ma’sûmiyyede deniyor ki:

“Peygamber efendimiz hazret-i Ömer’e hediye gönderdi. Kabul etmedi. Geri göndermesinin sebebini sordu. (İnsan için hayırlı olan, kimseden birşey almamaktır) buyurdunuz deyince, (İsteyip de almak için demiştim. İstemeden verilen şey, Allahü teâlânın gönderdiği rızkdır. Onu alınız!) buyurdu. Hazret-i Ömer de; “Allahü teâlâya yemin ederim ki, kimseden bir şey istemeyeceğim ve istemeden verileni alacağım” dedi.”

Hediye almanın, tevekküle mani olmadığı, Makâmât-ı Mazheriyye’de yazılıdır.

* Rüşvet vermek ve almak (Osman Ünlü Hocanın 19.01.2020 tarihli yazısı)

Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 2 görüntülenme

Peygamber efendimiz ümmi idi

Sual: Hintli Hamidullah gibi bazı ilahiyatçılar da, Peygamber efendimizin ümmi olmadığını söylüyorlar. Bu doğru mudur?

Cevap: Konu ile alakalı olarak Kısas-ı Enbiyâda deniyor ki:

“Resulullah efendimiz ümmi idi. Yani kimseden bir şey öğrenmemişti. Yazı yazmazdı, okumazdı. Ümmi olan insanların arasında yetişti. Mekke’de, geçmiş insanların hallerini bilen bir alim yoktu. Başka yerlere giderek kimseden bir şey öğrenmemişti. Böyle iken, Tevrat’ta, İncil’de ve başka ilahi kitaplarda bulunan bilgileri ve eski insanların hallerini haber verdi. O zamanlarda tarih bilgileri, karışmış, bozulmuş, doğrusunu eğrisinden ayırabilen pek az kimse vardı. Her dinden adamlara cevaplar verip, hepsini susturdu. Bu başarıları, kendisinin Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamber olduğunu göstermektedir. Zamanındaki edebiyatçılara, şairlere meydan okuduğu halde, hiçbiri onun getirdiği Kur’ân-ı kerim gibi, bir satır bile söyliyemediler. Halbuki Mekkeliler, şiir okumaya, nutuk söylemeye meraklı olup, bu yolda çok çalışırlar ve yarışırlardı. Düzgün konuşmakla övünürlerdi. Kur’ân-ı kerim, bütün şairlere galip geldi. Kur’ân-ı kerime karşı koyamadılar. Şaşkınlıklarından, kılıca sarılıp, dövüşmeyi, ölmeyi göze aldılar. Ebû Zer hazretlerinin kardeşi Üneys, o zamanlar ünlü bir şair idi. Kur’ân-ı kerimi işitir işitmez, Allah kelamı olduğunu anlayıp, hemen Müslüman oldu.” Ankebût suresinin 48. ayetinde mealen;

(Sen bu Kur’ân gelmeden önce, bir kitap okumazdın. Yazı yazmazdın. Okur yazar olsaydın, başkalarından öğrendin diyebilirlerdi) buyurulmaktadır.

Nübüvetten önce, Peygamber efendimizin bir kervanla, Şam’a olan son yolculuğunda, kervan başkanı olan Meysere, hazret-i Hatice’ye müjdeci olarak Resulullah efendimizi göndereceği zaman, kervanda bulunan Ebu Cehil’in;

“Muhammed daha gençtir. Bir yere yolculuk yapmamıştır. Yolu şaşırır. Başkasını gönder” demesi de, Hamidullah’ın yanlış ve sapık düşündüğünü göstermektedir. Çeşitli yerlere gidip, oralarda öğrendiklerini ortaya koyarak, kavmini ıslaha kalkıştı demek, bir Müslümanın yapacağı şey değildir.

Allahü teâlânın ve İslâm alimlerinin bu şahitlikleri karşısında, imanı ve aklı olan herkes, Hamidullah ve benzerleri hakkında kesin hükmünü vermekte güçlük çekmez.

* Peygamber efendimiz ümmi idi (Osman Ünlü Hocanın 18.01.2020 tarihli yazısı)


Peygamber efendimize dil uzatanlar

Sual: Hintli Hamidullah ve onun yolunda olanlar, Peygamber efendimizin, çeşitli yerlere seyahat ederek bu bilgileri öğrendiğini söyledikleri doğru mudur?

Cevap: Hintli Hamidullah, Fransa’da İslâm bilgileri profesörü etiketini aldığı için, İslâm alimi sanılmaktadır. İslâm Peygamberi kitabında, Peygamber efendimiz için;

“Onu gene tüccar sıfatı ile Yemende, Bahreyn ve Umman’da görüyoruz. Belki de deniz yolu ile, Habeşistan’a gittiği dahi hatıra gelebilir. Bütün bu seyahatler, onun Bizans, Acem, Yemen ve Habeşistan’ın ticari, idari gelenek ve kanunlarını öğrenmesine yol açtı. Olgunluk yaşında, kırkında bu tecrübeli adam, kavmini ıslaha teşebbüs etti” demektedir. Halbuki, İslâm tarihleri, sözbirliği ile diyorlar ki:

“Resulullah efendimiz, üç gün validesi, sonra Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe birkaç gün emzirdi, daha sonra, iki sene Halime hatun emzirdi. Altı yaşında iken, validesi Âmine hatun, oğlunu Medine’ye dayılarını görmeye götürdü. Bir ay kalıp, dönüşte, Ebvâ denilen yerde vefat etti. Hizmetçileri Ümm-i Eymen ile Mekke’ye gelip, dedesi Abdülmuttalib’in yanında kaldı. Sekiz yaşına gelince, dedesi vefat edip, amcası Ebû Talibin yanında kaldı.

Dokuz veya oniki yaşında iken Ebû Talib, yirmi yaşında hazret-i Ebû Bekir ve yirmibeş yaşında iken, hazret-i Hatice’nin kervanı ile Şama gidenler arasında bulundu. Bu yolculukların üçünde de, Busrâ denilen yere varıldıkta, orada bulunan kilisenin papazları, Bahîra ve sonra Nestûra, İncil’de okudukları son Peygamberin alametlerini kendisinde görerek;

“Şama gitmeyiniz! Şam’da Yahudîler bu çocuğu tanır, öldürür” dediler. Bunlar da, ticaretlerini orada yapıp geriye döndüler.

Ondört veyâ onyedi yaşında iken, Yemene giden amcası Zübeyr, ticareti bereketli olması için, Resulullah efendimizi de beraber götürdü. Bahreyn’e gittiğini bildiren güvenilir haber olmadığı gibi, Habeşistan’a seyahat ettiğini de, Peygamberliğine inanmayanlardan başka, kimse düşünmüş değildir. Diğer seyahatlere de, kendisi ile bereketlenmek için götürülmüştü.”

Bizans’a, Acem’e, Habeş’e ve Yemen’e gidip, oralarda öğrendiklerini ortaya koyarak, kavmini ıslaha kalkıştı demek ve Resulullah efendimiz için tecrübeli adam diyerek edepsizce davranmak, bir Müslümanın yapacağı şey değildir.

* Peygamber efendimize dil uzatanlar (Osman Ünlü Hocanın 20.01.2020 tarihli yazısı)

Kategoriler
Araştırmalar Bilim
🔥 0 görüntülenme

Kaliteli gece uykusunun gençleştirici etkisi olduğu anlaşıldı

Manchester Üniversitesi’nden bir grup bilim insanının yaptığı araştırma, kaliteli bir gece uykusunun hücrelerin yenilenmesine yardımcı olduğunu ve yaşlanmayı yavaşlattığını ortaya koydu.

Uyku
Uyku

Araştırma kapsamında, biyolojik saatin nasıl çalıştığını daha iyi anlamak üzere fareler üzerinde incelemeler yapıldı.

Yapılan incelemeler, biyolojik saatin önemli hücrelerin yapılarının gün boyunca korunmasına yardımcı olduğunu gösterdi.

İnsan hücresi, hücre dışında bulunan alanlara salgıladığı maddelerle hücre dışı matriks adı verilen bir ağ oluşturuyor.

Yapılan araştırmada, bu ağda iki tip lifçik oluştuğu tespit edildi. Bunlardan birisi ipe benzeyen kolajen. Bu, dokuların güçlenmesine yardımcı oluyor.

Diğeri ise daha kalın lifçikler. Araştırmada, bu lifçiklerin kalıcı olduğu ve 17 yaşından sonra hiçbir değişikliğe uğramadan insan vücudunda aynı şekilde var olmayı sürdürdüğü tespit edildi.

Bununla birlikte daha ince olan lifçiklerin ise zaman zaman yıpranarak koptuğu görüldü.

Kaliteli bir gece uykusu da tam bu noktada devreye giriyor. Uyudukça bu kopan lifçikler onarılıyor ve yapısal bütünlük açısından önemli rol oynayan hücre dışı matriks de yineleniyor.

Araştırmanın liderliğini yapan öğretim üyesi Prof. Dr. Karl Kadler, “Matriksin zamanla yıpranmaya bağlı olarak hasar göreceğini düşünebilirsiniz. Ancak öyle olmuyor ve artık bunun nedenini biliyoruz. Biyolojik saatimiz, bu lifçiklerin yenilenmesini sağlayan bir element üretiyor” dedi.

Kategoriler
Yaşam
🔥 0 görüntülenme

Dostoyevski’nin hayatını değiştiren olay

Dostoyevski’nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz?

Kendi idam sahnesi…

Çar’ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu. Yakalandı. 28 yaşında idam isteğiyle yargılandı. Mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. Papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi.

“Ateş” emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine… Aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı.

Böylece “ölüm“le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, “yaşam“dı.

Stefan Zweig’a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:

Yaşama sevinci“…

“Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmam da gerekse; o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.’”…

Bu sözler Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında Raskolnikov karakterinin sarf etmiş olduğu sözlerdir. Aslında Dostoyevski’nin idam anında yaşamış olduğu tecrübelerin aktarıldığı bir metindir.

Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche’nindir:

“Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar”

Kategoriler
Devlet ve Politika
🔥 2 görüntülenme

Enver Sedat’ı suikast sonucu öldüren adama hakim sorar;

Eski Mısır devlet başkanı Enver Sedat’ı yaptığı suikast sonucu öldüren adama hakim sorar;
“Sedat’ı neden öldürdün ?”
Katil: “Çünkü laikti”
Hakim: “Laik ne demek?”
Katil: “Bilmiyorum.”


Mısırın iyi edebiyat adamı rahmetli Necip Mahfuz’u öldürmeye çalışıp başarısız olan sanığa hakim sorar:
“Neden vurdun ?”
Sanık: “Sokak çocuklarının hayalleri adlı kitabı yazdığı için”
Hakim: “Peki sokak çocukları adlı kitabı okudun mu?”
Sanık: “Hayır.”


Hakim Yazar Faraç Foda yı öldüren üç teröriste sorar:
” Neden Faraç Fodaya suikast düzenleyip öldürdünüz?”
Suçlu: “Çünkü kâfir”
Hakim: “O nun kâfir olduğunu nereden anladın?”
Suçlu: “Onun kitabından.”
Hakim: “Hangi kitabından anladın onun kâfir olduğunu?
Suçlu: “Ben okuma yazma bilmiyorum.”
Hakim “Nasıl?”
Suçlu:” Ben okuma yazma bilmiyorum.”