Kategoriler
Bilgisayar ve İnternet

Brave browser

Brave browser, Brave Software Inc tarafından geliştirilen açık kaynak kodlu ve ücretsiz bir web tarayıcı yazılımıdır.

Chromium tabanlı geliştirilmekte olan Brave, kullanıcıların internet üzerindeki gizliliğini korumak için reklamları ve takipçileri engelleme özelliğini sahip. Brave bu reklamlar yerine kullanıcılarına kendi envanterindeki reklamları kullanıcıları takip etmeden sağlamayı hedeflemektedir.

2019 itibariyle Brave Reklamları 8 ülkede yayınlanıyor(Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, Kanada, Fransa, Almanya, Avusturalya, İrlanda ve Yeni Zellanda).

Mozilla’nın kurucu ortaklarından Brendan Eich önderliğinde ve geliştirici gönüllülerle geliştirilmekte olan Brave’in masaüstü bilgisayar ve telefon sürümleri bulunuyor.

Kategoriler
Nedir Sağlık

Gaslighting

Gaslighting, bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemi. Bireyin kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirme. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür.

Terim adını Gas Light (Gaz Lambası) adlı 1938 yapımı bir filmden almaktadır. Oyundaki erkek karakter eşini deli olduğuna iknâ etmeye çalışıyor ve gaz lambasını söndürdüğünde eşi bunun gerçek olmadığı ve uydurulmuş bir şey olduğunun farkına varıyor.

Gaslighting yaşanan ikili ilişkilerde baskın olan birey idealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma şeklindeki üç aşamayı izliyor. Baskın ve maniple etme amacındaki birey ilk olarak birlikteliklerinin harika olduğu algısı yaratıp hayran olma safhasına geçilir. Bir sonraki ve en zor olan evre, yani değersizleştirme evresinde hayranlık duyulan birey sorunlu, ideal olmayan ve hiçbir şeyi beceremeyen bir kişiye evriltilir. Gözden çıkarma safhasında ise mağdur terk edilerek yeni arayışlara içine girilir. Bu dikteye maruz kalan kurbanlar sık sık kendilerini özür dilerken bulabilirler.

Kategoriler
Kimdir Kültürler ve Toplumlar

Romulus ve Remus

Romulus ve Remus, Roma Mitolojisine göre MÖ 753’te Roma şehrinin kurucularıdır. Efsaneye göre Savaş Tanrısı Mars ile Rhea Silvia’nın ikizleridir. Ataları ise Truva’dan kaçan Afrodit’in oğlu Prens Aeneas’tır. Aeneas, Hektor’un kuzenidir.

Romulus ve Remus’u emziren dişi kurt, Peter Paul Rubens

Romulus, Roma şehrini beraber kurduğu kardeşi Remus’u öldürerek tahtın tek sahibi olmuştur. Remus, Romulus ile dalga geçtiği için Romulus’un Remus’u öldürdüğü sanılır. Gerçekte yaşayıp, yaşamadığı bilinmeyen Romulus’un tarihsel bir kişi olduğu şüphelidir.

İtalyan mitolojisine Etrüskler (Tuskiler) aracılığıyla geçmiş olan bir söylencedir. Türklerin mağarada kurt tarafından beslenen çocuk motifi ile birebir aynıdır. Romus ve Romulus iki (veya ikiz) kardeştirler ve Roma şehrini kurmuşlardır. Bir ırmağa bırakılırlar ve dişi bir kurt onları sudan çıkararak bir mağarada emzirir. Daha sonra çiftçi bir aile tarafından bulunarak evlat edinilirler. Roma şehrini kurmak için de kurt tarafından emzirildikleri yeri seçerler. Bu yerin etrafını çevirirken tartışmaya başlar ve kavga ederler bunun üzerine Romulus kardeşi Remus’u öldürür. Böylece kurduğu kent devletinin ilk hakanı kendisi olur. Kardeşleri besleyen Lupa kara renkli olarak betimlenir.

Roma’nın merkezinde heykelleri vardır.

Romulus, Akron’a karşı zaferi, Jean Auguste Dominique Ingres’in eseri
Romulus ve Remus. Gümüş drahmi (6,44 g). MÖ 269-MÖ 266
Kategoriler
Dergi Devlet ve Politika

Nazi Almanyası’nda siyah olmak

Bu fotoğraf, Almanya'daki Devlet Irk ve Sağlık Akademisi'nde verilen genetik derslerinde kullanılıyordu.
Bu fotoğraf, Almanya’daki Devlet Irk ve Sağlık Akademisi’nde verilen genetik derslerinde kullanılıyordu.

Film yönetmeni Amma Asante, Nazi Almanyası’nda çekilmiş bu eski fotoğraftaki siyah liseli kıza tesadüfen rastlamıştı.

Doğrudan objektife bakan beyaz sınıf arkadaşlarının aksine, gizemli bir şekilde yana bakıyordu.

Kızın kim olduğuna ve Almanya’da ne yaptığına duyduğu merak, ödüllü yönetmenin, Amandla Stenberg ve George McKay’in oynadığı “Where the hands touch- Ellerin dokunduğu yer” adlı filmi yapmasıyla sonuçlanan sürecin başlangıcı oldu.

Filmde, melez bir genç kızın, bir Hitler gençliği üyesiyle yürüttüğü tarihsel kayıtlara dayalı olsa da, hayal ürünü ilişkisi anlatılıyor.

UyarıYazının içeriğini rahatsız edici bulabilirsiniz

1933-1945 arasındaki Nazi döneminde, Afrikalı Almanların sayısı binlerle ifade ediliyordu.

Yaşadıkları deneyimler farklıydı. Ancak zamanla beyazlarla ilişki kurmaları yasaklandı, eğitimden ve belli alanlarda istihdamdan uzaklaştırıldılar. Kimileri kısırlaştırıldı, kimileri de toplama kamplarına gönderildi.

‘Şüphe ve önemsememek’

Ancak hikayaleri pek anlatılmadı ve Asante’nin bu dönemi anlattığı filminin beyaz perdeye ulaşması 12 yıl aldı.

Amandla Stenberg Where the hands touch filminde melez Leyna'yı canlandırıyor.
Amandla Stenberg Where the hands touch filminde melez Leyna’yı canlandırıyor.

Asante, film araştırması döneminde konuştuğu insanlardan aldığı tepkiyi “Bu insanların yaşadığı zorlu hayatlar hakkında sık sık bir şüphe, bir sorgulama, hatta önemsememeyle karşılaştım” diye anlatıyor.

Afrikalı-Alman toplumunun kökenleri Almanya’nın kısa süren imparatorluk dönemine dayanıyor. Denizciler, hizmetçiler, öğrenciler günümüzün Kamerun, Ruanda, Burundi ve Namibya gibi ülkelerinden Almanya’ya gittiler.

Tarihçi Robbie Etkien’e göre, 1914’te Birinci Dünya Savaşı başladığında bu geçici nüfus daha kalıcı bir hale geldi. Almanya için savaşan bazı Afrikalı askerler de daha sonra bu ülkeye yerleşti.

Ancak, Almanya’nın ırkların karışması korkusunu besleyen ikinci bir topluluk daha vardı.

Savaşı kaybeden Almanya’nın imzaladığı barış anlaşması, bazı Fransız birliklerinin Batı Almanya’daki Rhineland bölgesine konuşlandırılmasını öngörüyordu.

Fransa, genelde Kuzey ve Batı Afrikalılar olmak üzere, en az 20 bin Afrikalı askeri kullandı ve bu askerlerin bazıları Alman kadınlarla ilişkiye girdiler.

Irkçı karikatürler

Hakaret etmek için kullanılan “Rhineland p..leri” terimi, 1920’lerden itibaren bu ilişkilerin sonucu olarak doğan 600 ila 800 melez çocuğu tanımlama adına ortaya atıldı.

Bu terim, bazı insanların ‘saf olmayan ırk’ gibi sözde korkularını besliyordu. Uydurma hikayeler ve cinsel açıdan saldırgan biçimde tasvir edilen Afrikalı askerlerin karikatürleri etrafta dolaşmaya ve kaygıları büyütmeye başladı.

Frankfurter Volksblatt’ın 1936’daki başlığı: “600 p.. suçlandı, Rhineland’lilere karşı siyahların işlediği suçların mirası”

Yahudi düşmanlığı, Nazi ideolojisinin tam merkezinde yer alırken, Adolf Hitler 1925’te yazdığı Kavgam adlı kitabında, Yahudiler ve siyahlar arasında bir bağ kurmuştu.

Hitler “Zencileri Rhineland’e getiren Yahudilerdi. Ortaya çıkan p..leştirmeyle nefret ettikleri beyaz ırkı mahvetmek gibi açık bir amaç ve gizli düşünceyle.”

İktidara geldiklerinde, Nazilerin Yahudi ve saf ırk saplantısı, soykırıma, İkinci Dünya Savaşı’nda altı milyon Yahudi’nin, engellilerin, Roman ve Slav halklarının endüstriyel bir şekilde katledilmesine yol açtı.

Siyah Almanların yaşamlarını araştıran Aitken’e göre, bu kadar sistematik olmasa da siyahlar da hedef alındı.

Aitken, siyahların Nazilerin “giderek radikalleşen ırk politikasının içinde asimile edildiğini” söyüyor.

‘Yarı-insan hissediyordum’

1935’te, birçok başka şeyle birlikte Yahudiler ve Almanların evlenmesini yasaklayan Nuremberg Yasaları yürürlüğe girdi. Daha sonra, Romanlar ve siyahları da aynı kategoriye alan değişiklikler yapıldı.

Ancak ırkların karışması korkusu sürüyordu ve 1937’de Rhineland’in melez çocukları zorla kısırlaştırılmaya başlandı.

Heinrich Himmler 1942’de, Almanya’daki tüm siyahların sayılmasını istemişti.

Hans Hauck, kısırlaştırılan en az 385 kişiden biriydi. Babası Cezayirli bir asker, annesi ise beyaz bir Alman kadın olan Hauck 1997 yapımı “Hitler’s Forgotten Victims – Hitler’in Unutulan Kurbanları” adlı belgeselde konuşmuştu.

Hauck, nasıl gizli bir vasektomi ameliyatı geçirdiğini, daha sonra aldığı kısırlaştırma sertifikası sayesinde çalışabildiğini ve “Alman kanı” taşıyan herhangi biriyle evlenmeyeceği ya da cinsel ilişkiye girmeyeceğini vaat ettiği bir sözleşme imzaladığını anlatıyordu.

“Bunaltıcı ve baskıcı bir deneyimdi. Yarı-insan hissediyordum kendimi.” diyordu.

Belgeselde konuşan bir diğer kurban, Thomas Holzhauer de “Bazen çocuğum olamadığı için memnun oluyorum. En azından benim yaşadığım utancı yaşamadılar.” diyordu.

Çok azı, hayattayken deneyimleri hakkında konuştu ve konuyla ilgili araştırmalar yapan birkaç tarihçiden biri olan Aitken “Çoğunun başına ne geldiğini ortaya çıkartmak için pek bir girişimde bulunulmadı. Nazilerin kamplar ve kısırlaştırmayla ilgili belgelerin çoğunu bilerek yok ettiğini ve bu insanların akıbetlerini ortaya çıkartmayı zorlaştırdığını da unutmamak lazım.” diyor.

Belle ve A United Kingdom filmlerini de yazıp, yöneten Asante, bu insanların çoğunun, kimlik krizi yaşadığını anlatıyor.

49 yaşındaki yönetmen “Alman bir anne veya babaları vardı ve kendilerini Alman olarak görüyorlardı, ancak tecrit altındaydılar ve hiç tam anlamıyla benimsenmediler. Çocuklar aynı anda iki yeri işgal ediyorlardı. Hem içeride hem de dışarıdaydılar” diyor.

Deneyimleri farklı olsa da, her bir siyah Alman Nazi iktidarında kovuşturmaya uğradı.

Almanya’nın sömürge dönemi ve Namibya’da Herero ve Nama halklarının soykırıma uğratılma girişimi, Afrikalılara olumsuz bir yaklaşımı beraberinde getirmişti.

Hitler’in iktidara gelmesiyle taciz edildiler, kamuoyu önünde küçük düşürüldüler, belirli eğitim ve istihdam fırsatlarından mahrum bırakıldılar ve sonunda devletsiz bir hale getirildiler.

Bir parça direniş de vardı. Örneğin melez Hilarius Gilges bir komünist ve Nazi karşıtı bir ajitatördü. 1933’te kaçırıldı ve öldürüldü.

1939’da savaş başladığında, durumları daha tehlikeli bir hale geldi. Irklar arası ilişkiye giren insanlar kısırlaştırma, hapis ve cinayetle karşılaşabiliyordu.

Görünmez olmaya çalışmak

Kamerunlu bir baba ve Alman bir anneden 1925’te Berlin’de dünyaya gelen Theodor Wonja Michael’ın da korkusu buydu.

2017’de Deuctsche Welle’ye konuşan Michael, “insan hayvanat bahçelerinde” ya da etnografik sergilerde yer almıştı.

“Büyük etekler, davullar, danslar ve şarkılarla, sergilenen insanların yabancı, egzotik ve memleketlerinde nasıl olduklarını gösteriyorlardı. Büyük bir gösteriydi aslında.”

Naziler iktidara geldiğinde, özellikle de genç bir erkekken mümkün olduğunca görünmez olması gerektiğini biliyordu.

Belçika Kongosu’nda doğan Jean Voste (sağda), Dachau Toplama Kampı’ndaki tek siyah mahkumdu. – ABD Soykırım Müzesi

“Tabii ki, böyle bir yüzle asla tamamen ortadan kaybolamazdım. Ama elimden geleni yaptım.”

“Beyaz kadınlarla temastan tamamen kaçındım. Bu, korkunç olurdu. Kısırlaştırılır ve ırksal lekemeyle suçlanırdım.”

Soykırımın mimarlarından Heinrich Himmler, 1942’de Almanya’da yaşayan siyah nüfusun sayılmasını istedi. Bu istek, büyük bir katliam planının habercisi de olabilirdi ancak böyle bir plan hiç uygulanmadı.

Ancak, en ez 20 siyah Alman’ın Almanya’daki toplama kamplarına atıldığına dair kanıtlar var.

Hitler’in Unutulmuş Kurbanları belgeselinde konuşan Elizabeth Morton’ın anne ve babası bir Afrika sirki işletiyordu. Morton “İnsanlar öylece ortadan kaybolur ve başlarına ne geldiğini bilmezdiniz” diyor.

Kategoriler
Araştırmalar Dergi

Sosyal sınıfın getirdiği özgüven daha yetkin olarak algılanmayı sağlıyor

Bir araştırmaya göre üst sınıflara mensup kişilerin sınıflarıyla gelen özgüvenleri sosyal hiyerarşilerin pekişmesine sebep oluyor.

Amerikan Psikoloji Derneği’nin yaptığı bir araştırma, kendini üst sınıflara ait gören bireylerin buradan gelen özgüvenlerinin, etraflarındaki insanlar tarafından yetkinlik olarak görülebildiğini ortaya koyuyor. Bu özgüven özellikle iş görüşmeleri ve okul mülakatları gibi resmi seçmelerde üst sınıfa mensup kişinin lehine işliyor ve aynı yetkinliğe sahip ancak daha düşük sınıflardan gelen bireyler karşısında avantaj sağlamasına sebep oluyor.

Hiyerarşiler sağlamlaşıyor

Journal of Personality and Social Psychology dergisinde yayınlanan araştırmayı yürüten Virginia Üniversitesi’nden Doktor Peter Belmi, ‘’Avantajlar avantajları doğuruyor, üst sınıf ailelerde doğan bireylerin ilerde de üst sınıf mensubu olması neredeyse garanti. Çok para kazanan girişimciler de çoğunlukla iyi eğitim almış, zengin ailelerin çocukları arasından çıkıyor. Araştırmamız sosyal sınırların insanların kendileriyle ilgili tavırlarını belirlediği ve sınıf hiyerarşilerinin nesilden nesilde bu şekilde aktarıldığını ortaya koyuyor’’ diyor.

Sosyal sınıf ve özgüven arasında net bir bağ var

Belmi ve çalışma arkadaşları sosyal sınıf ve aşırı özgüven arasındaki ilişkiyi ve bunun kişinin yetkinliğine dair diğer insanlarda oluşturduğu bakış açısını incelemek için dört seri araştırma yapmışlar. En büyük görüşmede Meksika’da krediye başvuran 150 bin küçük iş yeri sahibi kişi yer alıyor. Sınıf ölçümü yapmak adına adayların gelirleri, eğitim durumları ve kendilerini toplumda nerede gördükleri hakkında bilgi toplayan araştırmacılar daha sonra bu adayları psikolojik bir teste tabi tutmuşlar.

Araştırma sonuçları, üst sınıftan bireylerin alt sınıftan bireylerle eşit sonuçlar almalarına rağmen özgüvenlerinin çok yüksek olduğunu, bu kendine güvenin de karşı tarafta olumlu bir etki bıraktığını tespit etmiş.

Araştırmanın tamamına şu adresten ulaşmak mümkün.

Kategoriler
Nedir

Foley

Foley, ses kalitesini artırmak için prodüksiyon sırasında filme, videoya ve diğer medyalara eklenen günlük ses efektlerinin çoğaltılmasıdır. Bu yeniden üretilen sesler, giysi ve ayak seslerinin ıslanmasından gıcırtılı kapılara ve cam kırmaya kadar herhangi bir şey olabilir.

Film ve dizilerdeki sesleri stüdyo ortamında üretip kaydetme işlemine foley deniyor.

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak instagram üzerinde güzel bir foley çalışması izleyebilirsiniz.

https://www.instagram.com/p/BxvH9x2njQf

Kategoriler
Haber Akışı

16 yaşındaki Malezyalı kız, Instagram anketiyle intihar etti

Instagram’da yaptığı ‘’ölüm mü yaşam mı’’ anketinin sonucu ‘’ölüm’’ çıkan genç kız hayatına son verdi. Polis soruşturması devam ediyor.

Malezya’nın Sarawak eyaletinin başkenti Kuching’de yaşayan 16 yaşında bir genç kız, sosyal medya platformu Instagram’da yaptığı bir anket sonucu yaşamına son verdi. Instagram’ın Hikayeler özelliğindeki Anket seçeneği vasıtasıyla takipçilerine ‘’Gerçekten önemli, karar vermeme yardım edin: Ö/Y’’ diye soran genç kız, cevap olarak yüzde 69 ‘’Ö’’ çıkması sonucu intihar etti. Ö/Y’nin Öl/Yaşa kelimelerinin kısaltması olduğu düşünülüyor.

Malezya Gençlik ve Spor bakanı Syed Saddiq bin Syed Abdul Rahman, bu olayın ülke çapında akıl sağlığına ilişkin tartışmalara ne kadar ihtiyaç duyduklarını bir kez daha gösterdiğini söyledi. ‘’Gençlerimizin ruh hali konusunda gerçekten endişeliyim’’ diyen Rahman meselenin ciddiye alınması gereken ulusal bir kriz olduğuna da dikkat çekti.

Kategoriler
Haber Akışı

Silikon Vadisi kendi özel borsasına kavuşuyor

Teknoloji girişimcisi, yazar ve girişim danışmanı Eric Ries tarafından kurulması planlanan Silikon Vadisi merkezli uzun vadeli borsa LTSE için onay çıktı.

ABD Sermaye Piyasası Kurulu, Silikon Vadisi merkezli ulusal hisse senedi borsası LTSE’nin (Uzun Vadeli Borsa) açılmasını onayladı. Borsa şirketlerin yönetimi ve oy hakkı konusunda eşsiz bir yaklaşıma sahip olduğunu ve şirketleri kısa vadeli başarı baskısından kurtaracağını iddia ediyor.

Çeyrek raporları değil, şirketin yenilik planları önemli olacak

LTSE, yeni girişimleri kendisinde çeken ülkenin teknoloji başkentinde, para kaybetmekte olan ve uzun vadeli inovasyona odaklanabilmek isteyen girişimlere hitap etmek istiyor. Bu tarz girişimler diğer borsalarda halka arz edildiklerinde uzun vadeli yatırımlardan ziyade çeyrek raporları ile yatırımcıları etkilemek zorunda kalıyor.

LTSE ilk kez Kasım ayında teknoloji girişimcisi, yazar ve girişim danışmanı Eric Ries tarafından Sermaye Piyasası Kuruluna (SEC) sunulmuştu. Ries bu fikir üzerinde yıllardır çalışıyordu ve birçok risk sermayedarından 19 milyon Dolar yatırım toplamıştı. Daha önce SEC tarafından reddedilen öneri, yapılan güncellemelerin ardından kabul edildi.

2017’de yapılan bir araştırma, halka arz edilen şirketlerin patent başvurularının beş yıl içinde yüzde 40 azaldığını gösteriyor. Yatırımcılar tarafından sıkı şekilde takip edildiğini bilen şirketler riskli yenilikler yerine daha güvenli yolları tercih ediyor. Bu da yeniliklerin önünü kapatıyor. Ries LTSE’nin bunu tersine çevireceğini söylüyor.

Hisseleri daha uzun süre elinde bulunduranların daha fazla oy hakkı olacak

LTSE şirketleri uzun dönemli yeniliklere odaklanma konusunda teşvik edecek bazı kurallara sahip olacak. Örneğin şirketlerden, yöneticilere çeyrek rakamlarına göre verilen bonusları kısıtlamaları talep edilecek. Ayrıca yatırımcılara şirketin ana kilometre taşları, planları ve uzun dönemli yatırımcıları ödüllendirme politikaları anlatılacak. Yatırımcılar, ellerinde şirketin hissesini ne kadar uzun süredir bulunduruyorsa, yönetim kurulunda o kadar fazla söz hakkına sahip olacak.

Yeni borsanın New York Borsası ve Nasdaq gibi daha köklü ve geniş kaynaklara sahip rakipleri karşısında nasıl bir performans göstereceğği merak konusu. Teknoloji şirketleri genellikle bu borsaları tercih ediyor ancak ortalama bir girişimin halka arzı 12 yılı buluyor. LTSE bu süreyi azaltmayı ve yeni girişimlerin yatırımcılarla daha kolay çalışmasını sağlamayı amaçlıyor. Böylece, başarılı olan girişimlerin gelirlerinden sadece bir avuç zengin yatırımcı değil, borsadan hisse alan herkes faydalanabilecek.

LTSE ayrıca şirketlere başka bir borsada daha yer alma imkanı verecek. Ries ABD’den ve yurt dışından bir dizi yatırımcının ve varlık yöneticisinin borsaya katılacağına dair niyet mektuplarını imzaladıklarını söyledi ama daha fazla detay vermedi.

Kategoriler
Din ve İnançlar

Midye yemenin hükmü nedir, helal midir? Hangi deniz hayvanları yenir?

Değerli kardeşimiz,

“Taze et yemeniz için denizi sizin hizmetinize veren Allah’tır.”1

mealindeki âyet-i kerime ile

“Denizde avlanmak ve onları yemek size helâl kılındı ki; hem size hem de yolcu olanlarınıza faydalı olsun.”2

mealindeki âyet, denizlerin birer ilâhî nimet deposu olduğunu ve onlardan insanların faydalanabileceğini ifade etmektedir.

Âyet-i kerimelerde, Cenab-ı Hak belirli bir kısmını haramlaştırmadan ve başka hayvanlar gibi boğazlanma şartını koşmadan, bütün deniz hayvanlarının helâl olduğunu bildirmekte, kullarına kolaylığı ve genişliği temin etmektedir. Hattâ mümkün mertebe hayvana eziyet vermekten kaçınılması kaydıyla, onları yakalamak için insana her şeyi kullanabilme müsaadesini vermektedir.

Bilindiği gibi, yaşadıkları yerler bakımından hayvanlar kara ve deniz hayvanları olmak üzere ikiye ayrılır. Karada yaşayan hayvanların hangilerinin yenip yenmeyeceği fıkıh kitaplarında belirtilmiş, ayrılmıştır. Denizde yaşayan hayvanların hangilerinin yenilmesinin helâl, hangilerinin haram olduğu hususunda ise mezhepler arasında farklı görüşler mevcuttur.

Yukarıda meallerini verdiğimiz âyet-i kerimeden hareket eden Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebi âlemlerine göre, deniz hayvanlarının, yani suyun içinden başka bir yerde yaşayamayan hayvanların hepsi, nerede bulunursa bulunsun, ister balık şeklinde olsun, isterse başka cins ve şekilde bulunsun, helâldir, yenebilir. Yine aynı mezheplere göre, bu hayvanların isimlerinin farklı olması, diri veya ölü olması; yakalayanların Müslüman veya gayri müslim olması hükmü değiştirmez.

Mâlikî mezhebi hiçbir deniz hayvanını istisna kılmazken, Hanbelî mezhebi yılan balığını habis saydığı için; Şâfiî mezhebi de kurbağa, yengeç ve timsah gibi hem denizde, hem de karada yaşayabilen hayvanların etinin yenilmesini haram olarak vasıflandırmaktadır.

Hanefî mezhebine göre ise, balık sûretinde olmayan deniz hayvanlarının etlerini yemek haramdır. Buna göre, daima suda yaşayan, suda barınan hayvanlardan her çeşit balık eti yenebilir. Kalkan balığı, sazan balığı, yunus balığı, yılan balığı bu kabildendir. Fakat, diğer su hayvanları caiz değildir; midye, istiridye, istakoz ve yengeç gibi hayvanların yenilmesi helâl olarak kabul edilmemektedir, haram sayılmaktadır.3

Bu esaslara göre, midye, istiridye gibi deniz hayvanları Şâfiî, Mâlikî ve Hanbeli mezheplerine göre yenebilirken, Hanefî mezhebine göre yenilmemektedir. Hanefî mezhebinin haram saymasının sebebi, bu çeşit hayvanları gerek görünüş, gerekse yenen kısımları itibariyle hoş olmaması, çirkin ve pis sayılmasıdır.

Dipnotlar:

1. Nahl Sûresi, 14.
2. Mâide Sûresi, 96.
3. el-Mezâhibu’l-Erbaa, 2: 5.

(Mehmed Paksu, Helal – Haram)

Kategoriler
Nedir

Ambrosia

Ambrosia, Yunan mitolojisine göre kimi zaman Tanrıların yiyeceği, kimi zaman içeceği ve genel olarak “sonsuz hayat” veren balımsı bir madde olarak tasvir edilir.

Homeros’un anlatılarında nektar olarak tasvir edilir ve hoş kokulu olduğu söylenir.

Etimolojisi

Kelime Yunanca a- (“olmayan”) and mbrotos (“zorunluluk”); bir şeylere muhtaç bırakmayan gıda.

Klasik araştırmacı Arthur Woollgar Verrall, kelimenin ambrosios (zorunluluk) ile ilişkilendirilemeyeceğini savunur. Ona göre bu “keyfiyet” anlamındadır. O bu kelimenin Yahudidillerindeki MBR (“amber”, bal renginde bir tür madde) “ambergris” şeklinde türetildiğini iddia eder. Avrupa’da, bal rengindeki amber, doğal olmamakla beraber bu madde kullanılarak yapılan giysiler Neolitik zamanlardan 7.yüzyıla kadar giyilmişti.

W. H. Roscher bunun bir tür bal olduğunu ve “cinsel gücü arttırma” gibi etkileri olduğuna inanıldığını ileri sürer.

Bunların aksine modern araştırmacılardan Danny Staples, Amborsia’nın Amanita muscaria adında bir mantar olduğunu iddia etmektedir.