Kategoriler
Genel
🔥 0 görüntülenme

Kübizm

Kübizm, 20. yüzyıl başındaki temsile dayalı sanat anlayışından saparak devrim yapan Fransız sanat akımıdır. Pablo Picasso ve Georges Braque, nesne yüzeylerinin ardına bakarak konuyu aynı anda değişik açılardan sunabilecek geometrik şekilleri vurgulamışlardır.

Tarihi

Prag'da Kübist bir ev
Prag’da Kübist bir ev

20. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır. Kübizm terimi I. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Paris’te gelişen bir resim akımını belirtir. O dönemde Avrupa’da biçimlenmekte olan modern sanatın ışığın geçici etkilerini resmetmek olan izlenimcilerden hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı yetişiyordu; bunlar, Matisse’in çevresinde toplanmış olan fovların çok renkli resim sanatından da hoşlanmıyorlardı. Kübist sanatçılara göre dış dünyanın nesneleri sadece göründükleri yanıyla değil görünmeyen tüm yanları ile ele alınmalıydı. Empresyonizm’e egemen olan görme duygusu yerine, Kübist’ ler aklın başatlığına dayanan aklın gücünü ortaya koymak istiyorlardı.Tablolarını sağlam temellere oturtmak istiyor ve bu konuda ressam Paul Cezanne’ın izinden gidiyorlardı. Nitekim bu ressamlar, Cezanne’dan, onun son Provence manzaralarından ve natürmortlarından esinlenecekler, bundan da kübizm doğacaktı. Manifestosu yazan Apollinaire, bir taklit sanat değil tasarım sanatı olduğunu söyler.

Küçük Küpler

Pablo Picasso kübizm eserleri
Pablo Picasso kübizm eserleri

Kübizm adı, Georges Braque’ın bir tablosunu gören bir sanat eleştirmeni olan Louis Vauxcelles’in bu tablo için «küçük küpler» sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bir yanılgı sonucu yeni resme uygulanan bu deyim, Picasso ve Georges Braque’ın o tarihlerde birbirine pek benzeyen ilk kübist eserleri konusunda bir fikir verebilir. Her ikisi de hacimlerin iç içe geçtiği portreler, manzaralar, natürmortlar çizmekteydi. Onlar iki boyutlu (en ve boy) olan tuvalin yüzüne doğada üç boyutlu (en, boy, derinlik) olan nesneleri çizebilmenin çarelerini araştırıyorlardı. Bu, yeni bir sorun değildi; bütün resim sanatının sorunuydu; ama o zamana kadar, derinlik izlenimi perspektif aracılığıyla verilebiliyordu.

Picasso ile Braque, her şeyden önce bir tablonun ne olduğunu unutturan bu çözüm yolunu bir yana bıraktılar: Tablo, aslında dümdüz bir yüzeydir. Braque ile Picasso, biçimleri tuvalin üzerine kademeli sıralayarak üst üste yerleştirdiler. Zaten onların niyeti, gerçeği gördüğümüz gibi değil, olduğu gibi göstermekti: Yerimizi değiştirmeden bir nesneye baktığımız zaman onun sadece bir kısmını, bir köşesini veya bir yüzünü görürüz

Kübistler ise nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir. Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.

1911’e doğru Braque ve Picasso için, nesneleri kat kat açıp saydam küçük yüzeylere bölmek, kenar çizgilerini kırmak, gerçek bir oyun haline geldi; o kadar ki, neyin resmini yaptıklarını anlamak giderek zorlaştı. İki ressam o sıralarda Avrupa’nın başka merkezlerinde doğmakta olan soyut sanata çok yaklaşmış.

Kübistler, sanatlarını geliştirirken gerçeği tamamen özgün bir biçimde resim sanatına sokmak amacını güttüler: resme tamamen yabancı öğeleri (kâğıt, gazete parçaları, kibrit çöpleri) tablolarına yapıştırdılar. Üstelik boyalarına kum karıştırdıkları da oluyordu. Bütün bunlar günümüz resim sanatında sık sık rastlanan şeylerdir, ama o dönemde hiç görülmemişti. Kübistler bunu hem gerçek ile ilişkilerini yitirmediklerini göstermek, hem de resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun herhangi bir şeyle yapılabileceğini göstermek için yaptılar. Yeter ki, tablo, biçimlerin tutarlı bir kompozisyonunu oluştursun.

Açıklık kaygısıyla, yapısal çizgileri iyice azalttılar ve kompozisyonlarına, hemen belirli bir nesneyi akla getiren resmedilmiş biçimleri eklediler: sözgelimi, bir gitarı belirtmek için teller ve bir eğri, keman için üzerindeki delikleri, şişe için ise şişenin boynunu çizmekle yetindiler.

Sanat felsefesi olarak, ayrı ayrı yerlerde geçen şeylerin birlikte ve aynı zamanda cereyan ettiğini tasavvur ve tasvir etmek düşüncesi ile, karışıklıktan hoşlanma zevkinin birleştirilerek ifade edilmesi esasına dayanır. Nitekim kübistlerin eserlerinde karmakarışık imajlara ve dağınık kelimelere rastlanır.

Kübistler, herhangi bir şeyde gözün türlü yönlerden görebildiği özellikleri, bir arada geometrik şekillerle göstermeye çalışır. Bu tarz resimlere kübik resim adı verilir. Kübizm, eşyanın uzaklık ve yer içinde kapladığı hacim kanununu temel hareket noktası olarak alır. Bu akıma mensup sanatçılar, resimde özün, değişmeyenin peşinde koştuklarını savunurlar. Onlara göre, konunun sadece görünen yönünü değil, görünmeyen tarafını da göstermek gerekir.

Bu akıma mensup olan edebiyatçıların gayesi ise, duygularla olayları birbirine karıştırmak, ayrı ayrı yerlerde geçen olayların birlikte, aynı anda olduğunu kabul etmek ve bu anlayışta eser vermektir. Bu yüzden kübistlerin eserleri oldukça karmaşıktır.

Kübistler, resimde renk oyunlarının yankılarını, güneş ışınlarının tabiat içinde uyandırdığı parıltıları bir yana bırakarak, eşyanın geometrik yapısına önem vermişlerdir. Bu bakımdan Kübizm, tabiatın yepyeni bir anlayışla değerlendirilmesidir denilebilir. Onlar sanatlarının kaynağını duygudan çok, düşüncede aramışlar, esere düşünceyi katarak empresyonistlerin aksine, ilim yoluyla değil sanat yoluyla sanata varmak prensibini seçmişlerdir.

Kategoriler
Genel
🔥 0 görüntülenme

Sorularla İslamiyet

Sorularlaislamiyet.com, 7 Şubat 2002 tarihinde Türkçe olarak yayın hayatına başlamış ve internet üzerinden İslamiyet dini hakkında soruları cevaplayan bir web sitesidir. Site QuestionsOnIslam.com adresinde İngilizce yayın yapmaktadır.

2002 yılında birkaç akademisyen tarafından İslamiyet hakkındaki yanlış bilgileri ortadan kaldırmak ve müslümanların sorularını cevaplandırmak amacı ile test yayınına başladı. Temmuz 2003 tarihinde editör ve teknik kadrosunu oluşturduktan sonra yayına başladı.

2006 Ocak ayından itibaren de ingilizce dili ile yayın hayatına devam etmeye başladı. Yayın sorumluluğunu Ahmet Çolak yapmaktadır. 2008 yılı itibarıyla günlük 20 bin tekil ziyaretçiye ulaşan site, 2015 itibarıyla 80 – 100 bin tekil ziyaretçiye ulaşmıştır.

Kategoriler
Genel
🔥 0 görüntülenme

Seri Katiller Neyle Beslenir?

Düşündüğümde fark ettim ki seri katiller hakkında Türkçe yazan çizen sayısı yok denecek kadar az. Ben de dedim ki bir tane daha yazayım, ama bu kez daha çok seri katillerin ne ile beslendiğine dair psikolojik ipuçlarını vermeye çalışacağım.

Öncelikle “Seri katil” fenomeni, öldürme içgüdüsünün sürekli canlı tutulduğu bir bedeni ve ruhu simgeler ancak olay aslında bu kadar basit değildir. “Seri katil” ya da “seri katil olmak” denilen vak’a ayrıca vicdanın ve acıma duygusunun yoksunluğuna da işaret eder. Toparlarsak, seri katil, acıma ve vicdan duygusunu yitirmiş bir ölüm makinesidir diyebiliriz. “Seri katil olma” vak’asının içeriğini kaba taslak verdikten sonra şimdi gelin bir kaç başlıkta bu insanların (seri katillerin) neye aç olduklarını ve neyle beslendiklerini irdeleyelim.

Ted Bundy
Ted Bundy

Aileiçi Dini Baskı

Hemen hemen her seri katilin aile ortamında dini bir takım öğretilerle, aşırı Hristiyan baskısı altında olduğu herkesçe aşikârdır. Örneğin E. Gein böyle bir aile ortamında büyümüştü, annesi ona her fırsatta İsa’nın ve havarilerinin hayat öykülerini anlatırdı. Diğer taraftan Albert Fish ( Amerikan Öcüsü) “yamyam katil” de aynı şekilde Hıristiyan öyküleriyle dolu bir çocukluk geçirmişti, İbrahim peygamberin çocuk kurban etme hikâyesinden çok hoşlanırdı ve hayatının ileriki kısmında peder olmayı bile düşünmüştü. Buradan hareketle seri katillerin aslında öldürme eylemini neden yaptıklarını kestirmek mümkün. Onlar, günahlarının bedelini, öldürerek ödediğini sanan kişiler…  Kurbanlar acı çekerken onlar bir çeşit dini ritüelin içinde gibiydiler. Buradan yola çıkarak seri katiller için her ölümün bir günah çıkarma ayini olduğunu söyleyebiliriz.

Kapitalizmin Vahşi Çocukları

Kapitalizm nedir sorusu üzerinde durmaya gerek yok aslında, ama kısaca açmak gerekirse, seri katillerin içgüdüleri daha doğrusu bilinçaltları şekillenirken kapitalizmin etkisi yok sayılmayacak kadar büyük bir travma. Bu travmanın sacayakları şunlar:

  1. Kapitalizmin içindeki hastalıklı çıkar ilişkileri, (ekonomik krizlerin, sınıfsal çatışmaların etkisi)
  2. Paranın egemenliğinde yaşanan kısıtlı ve baskı altındaki toplumsal hayat,
  3. Aile içinde doğru düzgün bireyleşemeyen insan. (Anaerkil ya da ataerkil aile yaşantısı)

Bu sayılanlar bir insanı mahveder, güçsüz bir çocuğu ise katil… Seri katil olmak işte böyle bir tepkidir, diğer bir ifadeyle öldürme tutkusu zayıf bir psikolojinin, kendisini iyileştirme veya güçlü hissetme çabasıdır. Normalleşemeyen insan kendini daha da kaptırır ve her kurban bir öçtür, her ölü beden kendini haklılaştırma kaygısından beslenir. İşte bu durumda kapitalizmin yalnızlaştırdığı insanlar, dejenere ruhlarıyla kendilerini aklamaya başlar, bu onların yöntemidir ve sıradışıdır ve çoğu kez başarısız bir denemedir. Her başarısız deneme yeni bir kurbandır. İşte kapitalizmin vahşi çocukları böyle yaratılır.

Hastalıklı Cinsel Yaşam

Cinsellik günahtır, hatta suçtur! İşte bir seri katilin çocukluğundan yankılanan cümle… Her seri katil ya iktidarsızdır ya da çocukluğunda cinsel tacize uğramıştır. Bu bir travmadır. Şunu unutmamak gerek: Seri katillerin ortaya çıkışı, arkasında birçok psiko-sosyal sorunun ve toplumsal reflekslerin incelenmesini gerektiren bir konu.

Seks benim zayıf noktalarımdan biridir. Yapabildiğim her şekilde seks yaparım. Eğer bunun için birini zorlamak durumundaysam, yaparım.. Onlara tecavüz ederim; bunu yaptım. Onlarla seks yapmak için hayvanları öldürdüm ve onlarla canlıyken de seks yaptım.

Henry Lee Lucas  (60’tan fazla kişiyi öldürdüğü iddia ediliyor)

Bir seri katilin gözünde cinsellik hayvani bir olaydır. Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere çoğu kez de ölüm ve işkence ile ilintilidir. Onların cinsellik anlayışı kanlar içindeki bir sincap ya da beyni patlamış küçük bir kızla ilişkiye girmekten ibarettir. Bu genelde böyledir, içlerinde çok azı kadınlarla sağlıklı ilişki kurabilmiştir.

Örneğin;

Henry Lee Lucas
Henry Lee Lucas

Bunlardan biri Ted Bundy adında yakışıklı bir avukattı, kadınlarla arası iyiydi ancak onunla birlikte olan kadınlar genelde ölüyordu. 30’dan fazla cinayet işlediğini itiraf etmişti. Bu adam seri katiller içinde en karizmatik olanıydı ancak o da hastalıklı bir sosyopattı ve öldürdüğü kadınlarla ilişkiye girmeye bayılıyordu. Bundy, gayrimeşru bir çocuktu, babasının kimliği hala resmiyette belirlenememiştir. Annesiyle yaşayan şiddete meyilli biriydi ve ilk cinayetlerini bu yıllarda, ergenlik yıllarında işlemişti.

Albert Fish ise; kendi kendisine de çeşitli işkenceler uyguluyor, kendi idrarını içip, çivili sopayla kendini dövmek, kasıklarına iğne batırmak gibi cinsel ve fiziksel işkencelerle kendi günahlarını cezalandırdığına inanıyordu. (wikipedia.org/wiki/Albert_Fish)

Görüldüğü üzere seri katiller tıpkı bizim gibi masum birer bebek olarak dünyaya gelmiştir ancak daha sonra şartlar ve çevre, onları birer psikopat yapmıştır.

Gelin, madde madde seri katillerin ortak yanlarını sıralamaya çalışalım:

  1. Birçoğu çocuklukta kötü muameleye ya da tecavüze uğramıştır.
  2. %90’i beyaz erkektir.
  3. Genelde yalnız çalışırlar, yardımcı olayı nadirdir.
  4. Çoğunlukla zeka düzeyleri normalin üstündedir.
  5. Gerçeklerden kaçan bir karakter sergilerler.

Seri katiller sizin benim gibi yemekle, sütle, suyla beslenmez, onlar sadece anılarından, ters ilişkilerinden, hastalıklı çocukluklarından beslenerek hareket ederler. Bu her zaman böyle olmuştur. Ruh hastası ve seri katil ayrımı da bu açıklamada yatmaktadır. Onlar öldürürken zekidir, hatta daha da ileri gidersek, bazen estetiktirler.

Kategoriler
Genel
🔥 0 görüntülenme

Warren Buffet’ten sürpriz kariyer tavsiyesi

Dünyanın en zengin ikinci ismi Warren Buffet, kurucusu olduğu Berkshire Hathaway’in 2017 Olağan Genel Kurulu’nda konuştu.

Yaklaşık 40 bin ziyaretçinin izlediği Kurul’a ortağı Charlie Munger ile katılan Buffet, yatırımcıların yanı sıra gençlere de tavsiyelerde bulundu.

86 yaşındaki piyasa kurdu, hayata yeni atılan gençlere “Paraya ihtiyacınız olmasaydı yapmak isteyeceğiniz iş neyse o işe yönelin” diyerek seslendi. 

Buffet, “Yaşlandığınızda hayatınızla ilgili size ne iyi hissettirecek bunu düşünmeniz lazım. Ya da en azından o yöne yönelmelisiniz” diye konuştu.

“Gerçekten yapmak istediğiniz bir şey varsa 93 yaşına kadar beklemeyin” diyen 93 yaşındaki Munger ise sözlerine şöyle devam etti:

“Tutkulu olduğunuz işle insanların yararına hizmet edecek işin kesişimini bulmalısınız. Bu kesişimi bulamadıkça mutlu olamazsınız.”

Kategoriler
Genel
🔥 1 görüntülenme

Bilinmeyen Hitler / Aytunç Altındal

Bilinmeyen Hitler, Aytunç Altındal’ın yazmış olduğu kitap. Bir süre önce bu kitabı okudum ve kitap hakkındaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle bu kitap tamamen zaman ve para kaybı. Kesinlikle almanızı ve okumanızı tavsiye etmiyorum. Kitabın tüm akışı; Hitlerin dedesi şu şahıs olabilir, babannesi şu zamanda şuradaydı ama şu kaynaklara göre oraya da hiç gitmemiş olabilir. Şu şöyle olmuş ama öyle olmamışta olabilir. Bilinmeyen Hitler’in tüm akışı bu şekilde yani oldukça saçma ve sıkıcı. Sadece kitabın ilgi çekici bir ismi var. O kadar.

Bu kitabı okuyup elde edebileceğiniz bilgileri hatta daha fazlasını vikipedi de birkaç konu başlığına göz atarak 20 dakika gibi kısa bir sürede öğrenebilirsiniz. Ben şimdiye kadar böyle gereksiz bir kitap okumamıştım.

Kategoriler
Genel
🔥 17 görüntülenme

Canım canım Tanrı

Avrupa ve Amerika’da 2-9 yaş çocuklara Tanrı’ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar. Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı’ya bir mektup yazın ve duygularınızı isteklerinizi anlatın demişler. İşte çocukların kafalarındaki Tanrı figürüne yazdığı mektuplar:

Sevgili Tanrı, şu andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur.
Seni seven Eric (5 yaşında)
Not: Noel Baba’nın olmadığını biliyorum.

Canım canım Tanrı,
Astronotları öyle yukarı fırlatıp fırıl fırıl döndürmelerinden ödüm kopuyor. N’olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme.
Dostun Norman (4.5 yaşında)

Sevgili Tanrım,
İnsanların ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden elindekileri tutmuyorsun?
Jane (6 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Lütfen bana bir midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın.
Bruce (4 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma. Sevgilerle.
Martin (5 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. N’olur söyle ona bir daha öyle yapmasın.
Ellen (3 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var.
Harriet Ann (6 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var?
Mark (8 yaşında)

Tanrı’cım,
Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin.
Nan (5 yaşında)

Sevgili Tanrım,
Ne diye bu kadar çok insan yarattın? Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya koyamaz mısın?
J.B. (7 yaşında)

Tanrım,
İnsanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin.
Audrey (8 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor; ama ben ufacık bir şaka bile yapsam yiyorum fırçayı.
Jodie (6.5 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar.
Teddy (9 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Bende senin dışında bütün liderlerin resmi var.
Norman (6 yaşında)

Tanrım,
Şişman olunca kimse senin arkadaşın olmak istemiyor.
Billy Jean (9 yaşında)

Sevgili Tanrım,
Oğlanlar kızlardan daha mi üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama gene de dürüst olmaya çalış.
Sylvia (5 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına?
John (8 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın, yoksa yanlışlıkla mı oldu?
Norman (4 yaşında)

Tanrım,
İncil’de neden hiç karının adı geçmiyor? Yoksa İncil’i yazarken daha evlenmemiş miydiniz?
Larry (6 yaşında)

Sevgili Tanrım,
Tamam, İncil’de öbür yanağını çevir dedin biliyorum; ama kardeşim gözüme vurunca ne yapacağım?
Sevgiler,
Teresa (5 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Tanrı olduğunu nasıl bilebildin?
Charlene (3 yaşında)

Sevgili Tanrı,
Senin yaşına geldiğimde tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mı?
Tommy (4 yaşında)

Sevgili Tanrım,
Eğer Tanrı ben olsaydım bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma.
Michelle (6 yaşında)

Çocuklardan Tanrıya Mektuplar adlı kitaptan alıntı

Kategoriler
Bilgisayar ve İnternet Genel
🔥 26 görüntülenme

Pozitif sunucu

Pozitif sunucu, benim pro starter planını kullandığım Türkiye’de bir hosting sağlayıcısı. Aldığım plan ramazana özel %50 indirimliydi. Ayrıca 1 yıllığına domain hediyeli ve ücretsiz ssl özelliklerine sahip.

Pozitif sunucu’nun kusurları var mı? Şimdiye kadar kusur olarak softaculous’un cpanel de kurulu olmaması gözüme çarptı hatta yok sandım. Softaculous bildiğiniz gibi hazır paketler halinde birçok uygulamanın kurulmasını sağlıyor. Benim kullanmış olduğum wordpress de dahil. Softaculous kurulumunu ben alım yaptıktan sonraki gün yaptılar.

İkinci olarak pozitif sunucu’nun alan adı whois bilgilerinde bir yıllık olarak kayıtlıydı. Elbette sunucu kiralıyacağım bir yerin araştırmasını herkes gibi bende yaptım. Kendilerine bunu söyledim ve bu şekilde güven vermediklerini anlattım. Onlarda bana hak verdiler ve domain sürelerini uzattılar.

Sunucuyla ilgili olarak bugün dördüncü gün henüz bir problem yaşamadım. İsimtescil de yaşadığım sıkıntılardan sonra Türkiye’de ki hosting sağlayıcılarına pek güvenim kalmamış olsada umarım yeni sunucumda moral bozucu bir olayla karşılaşmam.

Olur da karşılaşırsam bu yazının devamı gelecek. Pozitif sunucu hosting camiasında yeni olsa da çalışanları alanlarında deneyimli kişilere benziyorlar.

Kategoriler
Genel
🔥 38 görüntülenme

Ozaprin Rapid

Ozaprin Rapid, düzenli kullanımlarda en az beş kilo almanıza neden olan ilaç.

Ben sekiz aydır kullanıyorum onbir kilo aldım.

Kategoriler
Genel
🔥 27 görüntülenme

Largactil

Largactil, beyindeki bazı kimyasalların etkilerini değiştirerek ruhsal bozuklukların düzeltilmesini sağlayan (antipsikotik) bir ilaçtır.

dış dünyadan kendini soyutlama, kendini yalnız hissetme, halüsinasyonlar görme, gerçeklerden uzaklaşma, garip ve korkutan düşüncelere sahip olma, zihin karışıklığı ve şizofreni tedavisinde kullanılır. ağır bir ilaç olmasına rağmen yeşil reçeteli değildir.
alkol ile alınması kesinlikle tavsiye edilmez.
sadece 1 tablet kullanmış biri olarak tedbirli alınmasını öneririm.
çok, fakat kalitesiz uyutur. bu da gün boyu yorgun dolaşmanıza neden olur.

Kategoriler
Genel
🔥 30 görüntülenme

Babalık izni hangi ülkede ne kadar?

ABD’de ailelere yasal olarak ücretli doğum ve babalık izni verilmiyor. Anne adayları bile bebeklerinin dünyaya gelmelerinin ardından 12 haftalık ücretsiz izne ayrılabiliyorlar. Ailelere bu konuda en bonkör davranan ise Finlandiya, İsveç ve Norveç. Çiçeği burnunda babalara Finlandiya’da 2 hafta, Norveç’te 10 haftaya kadar ücretli izin hakkı verilirken, İsveç’te ücretli izin süresi 480 günü bulabiliyor.

Türkiye’de ise babalık izinleri memur, işçi olarak farklı kategorilerde değerlendiriliyor. Memur babalar temel olarak 10 günlük ücretli izinden faydalanabiliyorlar. İşçi babaların ücretli izin süresi ise 5 gün.