Gaslighting

Gaslighting, bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemi. Bireyin kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirme. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür.

Terim adını Gas Light (Gaz Lambası) adlı 1938 yapımı bir filmden almaktadır. Oyundaki erkek karakter eşini deli olduğuna iknâ etmeye çalışıyor ve gaz lambasını söndürdüğünde eşi bunun gerçek olmadığı ve uydurulmuş bir şey olduğunun farkına varıyor.

Gaslighting yaşanan ikili ilişkilerde baskın olan birey idealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma şeklindeki üç aşamayı izliyor. Baskın ve maniple etme amacındaki birey ilk olarak birlikteliklerinin harika olduğu algısı yaratıp hayran olma safhasına geçilir. Bir sonraki ve en zor olan evre, yani değersizleştirme evresinde hayranlık duyulan birey sorunlu, ideal olmayan ve hiçbir şeyi beceremeyen bir kişiye evriltilir. Gözden çıkarma safhasında ise mağdur terk edilerek yeni arayışlara içine girilir. Bu dikteye maruz kalan kurbanlar sık sık kendilerini özür dilerken bulabilirler.

Foley

Foley, ses kalitesini artırmak için prodüksiyon sırasında filme, videoya ve diğer medyalara eklenen günlük ses efektlerinin çoğaltılmasıdır. Bu yeniden üretilen sesler, giysi ve ayak seslerinin ıslanmasından gıcırtılı kapılara ve cam kırmaya kadar herhangi bir şey olabilir.

Film ve dizilerdeki sesleri stüdyo ortamında üretip kaydetme işlemine foley deniyor.

Aşağıdaki bağlantıya tıklayarak instagram üzerinde güzel bir foley çalışması izleyebilirsiniz.

https://www.instagram.com/p/BxvH9x2njQf

Ambrosia

Ambrosia, Yunan mitolojisine göre kimi zaman Tanrıların yiyeceği, kimi zaman içeceği ve genel olarak “sonsuz hayat” veren balımsı bir madde olarak tasvir edilir.

Homeros’un anlatılarında nektar olarak tasvir edilir ve hoş kokulu olduğu söylenir.

Etimolojisi

Kelime Yunanca a- (“olmayan”) and mbrotos (“zorunluluk”); bir şeylere muhtaç bırakmayan gıda.

Klasik araştırmacı Arthur Woollgar Verrall, kelimenin ambrosios (zorunluluk) ile ilişkilendirilemeyeceğini savunur. Ona göre bu “keyfiyet” anlamındadır. O bu kelimenin Yahudidillerindeki MBR (“amber”, bal renginde bir tür madde) “ambergris” şeklinde türetildiğini iddia eder. Avrupa’da, bal rengindeki amber, doğal olmamakla beraber bu madde kullanılarak yapılan giysiler Neolitik zamanlardan 7.yüzyıla kadar giyilmişti.

W. H. Roscher bunun bir tür bal olduğunu ve “cinsel gücü arttırma” gibi etkileri olduğuna inanıldığını ileri sürer.

Bunların aksine modern araştırmacılardan Danny Staples, Amborsia’nın Amanita muscaria adında bir mantar olduğunu iddia etmektedir.

Demagoji

Demagoji; halkın isteklerine, ön yargılarına ve korkularına dayalı olarak yapılan siyaset ve destek arayışıdır. Yunanca demos (halk) ve agogos (liderlik yapmak) kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Genellikle üstün bir hitabet ve propaganda yeteneği gerektirir. Çoğunlukla dindarlık, milliyetçilik ve solculuk gibi popüler kavramları kullanarak ve bunlara bağlılığı sömürerek yapılır. Demagoji yapan kişiye “demagog” denir.

Demagojinin kökenleri antik Yunan ve Roma medeniyetlerine dayanır.

Spoiler (medya)

Spoiler, bir eserin konusu veya detayları hakkında bilgi veren; eser okunmadan, dinlenmeden veya izlenmeden önce öğrenilmesi durumunda alıcının eser ile ilgili düşüncelerini veya alacağı hazzı etkileyebilecek açıklama veya ipucu. Spoiler, “bir şeyin değerini veya miktarını azaltan ya da tamamen yok eden” anlamında yakın dönemde Türkçeye yerleşmiş İngilizce kökenli bir sözcüktür.

Bir eserin izleyici/okuyucu/dinleyici tarafından eğlenceli bulunması, erken öğrenilen detaylar ve eleştiriler ile çoğu zaman zorlaşır. Örneğin, bir sinema filminde senaryodaki dönüm noktalarının ya da şaşırtıcı sonun henüz izlenmeden öğrenilmesi, seyircinin filmden alacağı potansiyel zevki büyük oranda azaltır. Bu yüzden bu tip yazıların başına, eseri henüz görmemiş olan insanların yanlışlıkla okuyup öğrenmesini engellemek amacıyla spoiler uyarı ibareleri konulur.

Kleptokrasi / Hırsızlar rejimi

Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca Hırsızlar rejimi anlamına gelir. Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum, o ülkelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olmaktadır.

ABD Doları olarak örnekler

Yolsuzluk karşıtı çalışmalarıyla tanınan Almanya merkezli Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 2004 başlarında şu bilgileri veren bir rapor yayınladı:

  • Eski Endonezya devlet başkanı Suharto (15 Milyar ile 35 Milyar Dolar arası)
  • Eski Filipinler devlet başkanı Ferdinand Marcos (5 Milyar ile 10 Milyar Dolar arası)
  • Eski Zaire (bugünkü Kongo) devlet başkanı Mobutu Sese Seko (5 Milyar Dolar)
  • Eski Nijerya devlet başkanı Sani Abacha (2 Milyar ile 5 Milyar Dolar)
  • Eski Yugoslavya ve Sırbistan devlet başkanı Slobodan Milošević (1 Milyar Dolar)
  • Eski Haiti devlet başkanı Jean-Claude Duvalier (300 Milyon ile 800 Milyon Dolar arası)
  • Eski Peru devlet başkanı Alberto Fujimori 600 Milyon Dolar)
  • Eski Ukrayna başbakanı Pavlo Lazarenko (114 Milyon ile 200 Milyon Dolar arası)
  • Eski Nikaragua devlet başkanı Arnoldo Alemán (100 Milyon Dolar)
  • Eski Filipinler devlet başkanı Joseph Estrada (78 Milyon ile 80 Milyon Dolar arası)[1]
  • Eski FKÖ (PLO) lideri Yaser Arafat (1 ile 10 Milyar Dolar arası)

Kleptokrasinin sonuçları

Hırsızlar rejiminin egemen olduğu bir ülkede, yerli sanayi ve tarımsal üretim zayıflar ve iç pazar büyük sermaye gruplarına açılır. Siyasal alanda da insan haklarını çiğneyen, baskıcı bir yönetim kendini gösterir (düşük ücretler, rüşvetsiz iş yapmayan bir bürokrasi vb). Etnik milliyetçiliği, ırkçılığı ya da dini kullanarak geniş kitleleri yönlendirmeleri, bu tür yönetimlerin en karakteristik özellikleri arasındadır.

Savaş bunalımı / Shell Shock

Savaş bunalımı (İngilizce: shell shock), ilk defa Birinci Dünya Savaşı sırasında görülmüş, savaş ortamında bulunan kişinin maruz kaldığı ani duygu değişimi nedeniyle anlık olarak kendine güvensiz ve ölmek üzere olduğunu hissetmesi, son olarak dengesini kaybedip anlamsız hareketler yapması, mimiklerini anlamsızca oynatması durumudur. Savaş bunalımı geçiren bazı kişilerde travma haline gelmiş ve kalıcı bir psikolojik rahatsızlık oluşturmuştur.

Shell Shock, savaşta görev yapan askerler üzerinde savaş stres tepkisi(combat stress reaction) olarak bilinen psikolojik bir problemdir. Bu durumdan müzdarip olan askerlerin vücutlarında kontrol edemedikleri kasılmalar, titremeler ve acılar oluşur.

Genelde cephede yoğun top ateşine maruz kalmış askerlerin o anda canlarını yitirme korkusu ile yaşadıkları stres, askerlerin normal hayattaki yaşantılarına dönmelerini oldukça güçleştiriyor. Askerler, sürekli kendilerini güvensiz ve her an ölecekmiş gibi hissediyorlar.

Bu hastalığa yakalanmış birine cephedeki günlerini hatırlatacak bir nesne dahi gösterseniz, hasta adeta azrail görmüşe dönüyor.

Pek çok general bu hastalığa yakalanan askerleri korkak olarak nitelendirmiş ve bu askerlerin infazına karar vermiştir.

Birinci dünya savaşı bittikten sonra yapılan bir araştırmaya göre İngiltere de yaklaşık 80.000 kişinin bu mental bozukluktan etkilendiği anlaşılmıştır.

Libido

Libido, Sigmund Freud tarafından ortaya atılan, insanoğlunun ana sorun kaynağı olarak görünen, bastırılmış duyguları insan benliğinde ateşleyen terimdir. Türkçede insana yaşama gücünü veren enerji olarak kullanılır. Freud her ne kadar diğer uzmanların insana yaşama gücünü veren enerji demesine rağmen libidonun zararlı olduğunu kanıtlamıştır. Libido düşürücü de buradan icat olmuştur.

Daha teknik olarak tanımıyla Carl Jung tarafından bulunmuştur. Genel olarak libido, özgür yaratım ya da psişik olarak bireysel gelişimi ileri iten enerjidir.

Freud’a göre libido içgüdüsel enerjidir. Uygarlaşma davranışının uzlaşımlaşması ile çatışma halindedir. Toplumsal konforun getirdiği libidoyu kontrol etme ihtiyacı olarak tanımlanır. Bu toplumsallık ile bireysellik arasındaki huzursuzluk ve gerilimi yönetir. Bu rahatsızlığı, huzursuzluğu Freud neurosis (nevroz, sinirce) olarak isimlendirmiştir. Böylece libido dönüşüme uğramak zorunda kalır. Sosyal alanda kullanılacağı bir alana yöneltilerek yüceltilir.

Libido, yaratıcı hayatı teşvik edebilir. İnsanlık için doğal yol seksle gerçekleşmesidir. Bununla birlikte derin bilinçaltı seviyelerinde iki seviye birleşebilir bunun sonucunda seksüel çekim ve seksüel dürtü için evrimsel koşullarda sonuçlar verebilir. Bu koşulların kullanımı libidonun karşıt anlamlı sözcüğü olan destrudo’yu oluşturur. (insanın içindeki ölüm, yıkım, kendi kendini yıkım/yok etme içgüdüsü). Freud, insan yaşamını iki temel dinamik arasındaki savaşın oynandığı tiyatro olarak görmüş: yaşama içgüdüsü (eros) ve ölüm içgüdüsü (thanatos). Bilindiği üzere Freud daha çok yaşam içgüdüsü ile uğraşmıştır.

Kelimenin kökeni

Kelime, Freud’un öğrencisi psikanalist Edoardo Weiss tarafından üretilmiş ve ilk olarak 1935 tarihli “imago” dergisindeki “Todestrieb und Masochimus” başlıklı makalesinde kullanmıştır. Freud, 1880 ve 1900 arasındaki yıllarını, yoğun psişik bunalım dönemler, büyük yalnızlık ve muhteşem yaratıcı melankolisi ile geçirdi. Freud daha Paris’teyken, hem Charcot’nun kişiliğinin getirdiği büyük şok, hem de Paris kentindeki kültür şokunu yaşamıştı. Viyana’ya döndüğünde kriz öncesi kriz diye tanımlanan çeşitli psikosomatik reaksiyonlar göstermeye başlamıştı, kalp bölgesinde lokalize olan sancılar, taşikardi, kronik kabızlık, solunum bozukluğu, uykusuzluk ve ölüm isteği gibi. 1893 yılında psişik yapısı iyice çözülme dönemine gelir. Bununla yeni bir kriz başlar. Kendisine sigarayı bırakması önerilir, fakat kabul etmez. “Sigarayı bırakarak mutlu yaşayacağıma, sigarayla birlikte mutsuz da olsa keyifli yaşayayım” der. Freud yine bu dönemde, 1894 yılının haziran ayında, sonradan psikanalizin temel kavramlarından biri olan libido tanımını ilk kez kullanır.

Bazı psikanalistler, (Federn) aynı içgüdüyü “mortido” kelimesiyle tanımlamıştır.

Tıpta libido

Doktor ve psikiyatristler libidonun azaltılmasını bir çeşit seksüel fonksiyon kaybı olarak görmekte ve bunu tıbbi bir problem olarak ele almaktadır. Örneğin, libidonun azalışını, erkekte testosteron ve kadında östrojen hormonunun üretiminin azalmasına bağlarlar. Hormon yetersizliği hormon tedavileriyle düzenlenebilir.

Birçok tıbbi durum altında libido azalabilir. Ameliyat, aşırı yorgunluk, bitkinlik, psikiyatrik sorunlar (depresyon, kaygı) gibi. Bazı ilaçların da libido düşüşünde yan etkileri söz konusu olabilir.

Hiperseksüalite

Hiperseksüalite, cinsel dürtüleri çok artmış ya da cinsel aktivitesi son derece sık veya aniden beliren kişiler için kullanılan terimdir. Hiperseksüaliteye bazı tıbbi durum ve uygulamalar neden olabilmesine rağmen, çoğu durumda nedeni bilinmemektedir. Bipolar bozukluklar gibi ruhsal sağlık sorunları hiperseksüalitenin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ayrıca alkol ve bazı ilaçlar kişilerdeki sosyal ve cinsel çekingenlikleri etkileyebilir. Bir dizi hiperseksüaliteyi açıklamak veya tedavi etmek amacıyla bazı teorik modeller kullanılmıştır. Özellikle popüler medyada en yaygın olan kanı, bu kişilerin cinsel bağımlı olduklarına dair yaklaşımdır. Fakat bu kanı üzerinde seksolojistler herhangi bir görüş birliğinde bulunmamaktadır. Bu durum için yapılan açıklamalar genel olarak, eylemin kompulsif davranışlar ve dürtüsel davranış modelleri olduğu yönündeki teorileri içerir.

Dünya Sağlık Örgütü, Hastalıkların Uluslararası Sınıflamasında (ICD-10) “Aşırı Cinsel Tahrik” (F52.7 koduyla) —erkeklerde aşırı cinsel istek, kadınlarda ise nemfomani olarak ayrılmıştır— ve “Aşırı Mastürbasyon” (F98.8 koduyla) olarak belirtmiştir. Herhangi bir özel teori ima edilmeden, teşhis edilmesi için Hiperseksüal bozukluğu isim önerisinde bulunulmuş fakat resmî tanılar listesinde bu ada yer verilmemiş ve DSM kitabına eklenmesi belirtilmiştir.

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabında psikiyatrik bozukluklar listesine cinsel bağımlılık olarak eklenmesi önerisini ret etmiştir. Bazı yazarlar, aşırı cinsel dürtüler teriminin insanları etiketlediğini savunarak, bunun insanların kendi kültür veya akran grubu normlarına uymayacağını ve tüm bunların hiperseksüalite için tartışılmasının mantıklı olmadığını sorgulamışlardır.

Epidemiyoloji

Hiperseksüel ya hiperseksüel olduğuna inanılan insanların sayısının ne kadar olduğu bilinmemektedir. Bunun ile ilgili bazı tahmin çalışmaları yapılmış olsa da; yapılan bu çalışmaların hangi bazda olduğu bilinmemektedir. Çalışmalardaki tahminlere göre ABD nüfusunun %3-6 kadarı hiperseksüeldir.

Hiperseksüalite için kullanılan birçok terim, kültürel veya arkadaş grubu normlarına göre değişiklik göstermektedir. Anket çalışmaları olasılıksız örneklemelerinde erkeklerin %3-5’inin günlük bazda mastürbasyon yaptığını söylerken, Kinsey çalışmalarında, erkeklerin %7,6’sının günlük olarak ya da daha fazla günde önde gelen bazı cinsel davranışlardan (mastürbasyon, cinsel ilişki, oral seks vb.) orgazm olduklarını belirtmektedir. Laumann ise çalışmalarında (cinsel davranışlar hakkında büyük ölçekli temsilcisi anket) 18 ile 59 yaş arasındaki erkeklerin %1,9’nun günde bir defa, %1,2’sinin ise günde bir defadan daha fazla mastürbasyon yaptığını tespit etmiştir.

Zersetzung

Zersetzung, kelime olarak diğer dünya dillerinde tam karşılığı olmayan bir kavramdır. Almanca biyolojik çözülme anlamın gelir ve hakikaten de ferdin hem benlik ve kimlik olarak sahip olduğu fikirsel iradeden kopmasına hem de sistemin arzuladığı profilde bir birey olmasına odaklanır. Tarihte hüküm sürmüş iktidarlarından bugüne tüm güç sahipleri muhaliflerini muhtelif yöntemlerle bertaraf etmeye, insanları gerek korku gerekse de diğer araçlarla kendi kararları doğrultusunda davranmaya, düşünmeye sevk etmek istemişlerdir.

Zersetzung
Zersetzung

İktidara veya sisteme muhalif düşüncelere sahip biri olduğunuzu düşünün, size yönelik şiddet ve doğrudan müdahale içeren çoğu şey hem sizi daha fazla öfkelendirip radikalleştirebilir hem duruma şahit olan insanların sistem aleyhtarı kişilere dönüşmesine sebep olabilir. Ancak doğrudan iç benliğinizi, sosyal ve ailevi ilişkilerinizle akıl sağlığınıza yönelen kapsamlı ve uzun vadeli bir kuşatmanın esiri olduğunuzda bir bütün olarak hem muhalif fikirlerinizi hem de muhtemelen normal psikolojik dengenizi kaybederek sistem için problem üretmeyen bir vatandaşa dönüşmeniz kaçınılmaz olacaktır. Neyden mi bahsediyoruz? Sorumuzun cevabı, İkinci Dünya Savaşı akabinde ikiye ayrılan Almanya’nın Doğu blokundaki Alman Demokratik Cumhuriyetinde(GDR) 1945 ile 1990 yılları arasında sistem muhaliflerine uygulanan gelmiş geçmiş en şeytani muhalif bertaraf metodu olan zersetzung.

Almanya 2. Dünya savaşı sonrasındaki dramatik mağlubiyetinden sonra iki kısma bölünerek Doğu kısmında kalan toprakları Komünizm ideolojisinin etkisi altında SSCB güdümüne girdi. Doğu Almanya Sovyet güdümüne girdikten sonra başlayan soğuk savaşın etkisiyle adeta iki bloklu dünya için bir casusluk savaşı sahnesi haline getirildi. 1945 ile 1990 tarihleri arasında varlık gösteren Doğu Almanya Demokratik Cumhuriyeti 1990 yılında iki devleti ayıran Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birleşerek bu korku ve emsalsiz baskı sistemi de tarihin tozlu raflarında yerini almıştır.

Zerzetzung’un Gelişimi

1945 yılında yapılan antlaşmayla Doğu Almanya kısmı Rusların hakimiyetine girince Ruslar ilk iş olarak şimdiye kadarki en baskıcı ve şeytani tekniklerin mimarı olan bir istihbarat ve güvenlik teşkilatı kurdular. Bugün dünya istihbarat literatürüne giren birçok metot ve sorgulama/yıldırma tekniği Ruslar tarafından kurulan Doğu Almanya İstihbarat Teşkilatı Stasi ( Ministerium für Staatssicherheit) tarafından üretilmiş ve uygulanmıştır. Stasi, bir istihbarat teşkilatı olmasının yanında gizli bir polis teşkilatıydı. Sistem ve doktrin olarak acımasız Nazi gizli polis teşkilatı olan Gestapo ile Komünist ideolojinin merkezi Sovyet istihbarat teşkilatı KGB’nin senteziydi. Stasi geliştirdiği taktikler ve istihbarat anlayışıyla İnternet teknolojisinin olmadığı 1950’lilerden 1990’lara kadar muazzam bir kayıt ve takip sistemi kurmuştur. Zersetzungun bir yıldırma ve operasyonel psikolojik baskı, istihbarat metodu olarak hayata geçişi 1953’teki halk ayaklanmasından sonradır. Bu tarihten itibaren Sovyet istihbaratçılar, halktaki huzursuzluk ve isyan eğilimini ortadan kaldırmak için çok daha kapsamlı bir gözetim ve baskı teşkilatının temellerini oluşturdu. İçerisinde fiziksel işkencelerin de yer aldığı, bireyi üyesi olduğu sosyal topluluklardan koparmaya ve benlik bakımından çökertmeye odaklanan zersetzung ortaya çıktı. 1990’dan sonra ne kadar kapsamlı ve korkutucu boyutlara varan bir zihniyetin eseri olduğu ortaya çıkan zersetzung teknikleri 1950’lerden itibaren hayata geçirilse de 1970’lerin ortalarına kadar zersetzung tekniklerinin ne olduğu ve nasıl bir doktrine dayandığı tam olarak anlaşılıp tanımlanamamıştı. Zersetzung, 1970’lerden ve 1980’lerin sonuna kadar sistematik profesyonel teknikler ve prosedürler çerçevesinde esas toplumsal kontrol ve istihbarat metodu olarak benimsenmiştir. Hedef alınan kişiler farklı şekillerde toplum içinde sindirildiğinden tam olarak kaç kişinin zersetzung tekniklerinden etkilendiğini belirlemek hayli zorlaşmıştır ancak sağlık ve insan hakları kuruluşlarına başvuran kişi sayısının 5000 civarı olduğu belirtilmiştir. Zersetzung, çok sıkı prosedürler içinde uygulanmasına rağmen kişilere göre farklı taktik ve sürelerde uygulandığı için çok değişik formatlarda karşımıza çıkmaktadır. Doğu Almanya’nın Batıyla birleşmesinden sonra incelenen kayıtlarda Stasi tarafından hedeflenen her grup veya kişi için için dört veya beş yetkili zersetzung operatörünün çalıştığı görülmüştür.

Doğu Almanya’da sivil toplum organizasyonları yasak olduğu için insanlar bu doğrultudaki faaliyetlerini gayrı resmi olarak sürdürmek zorunda idi. Gruplar arası iletişim, haber bültenleri, kitap, dergi, gazete gibi materyallerin değişimi dağıtımı, küçük topluluklar halinde toplantılar vasıtasıyla sağlanmaktaydı. Ülkede bunca kapsamlı ve sert gözetim ve baskı oluşturan Stasi, bunun nedenini Batılı devletlerin yıkıcı faaliyetleri olarak ileri sürse de gerçekte gözetim ve baskı altındaki topluluk ve bireyler, nükleer karşıtlığı, gazeteci özgürlüğü, küresel barış, dini özgürlük, tüketim ve mülk edinimi konusundaki sınırlandırmalar, demokratik olmayan uygulamalar gibi günümüze göre bile basit konulara dair faaliyet icra etmekteydiler. Stasi’nin zersetzung uygulamaları için homojen bir hedef kitlesi yoktu. Hedeflenen bireyler ve gruplar üzerinde zersetzung çok farklı seviyelerde uygulanırdı. Stasi’nin başlıca hedef kitlesi olarak sınıflandırma yapılabilir.

  • Yurt dışına seyahat için toplu vize başvuruları yapan kuruluşlar
  • Hükümeti eleştiren sanatçı grupları
  • Baskı uygulamalarından mustarip ve müşteki olan dini muhalefet temsilcileri
  • Batı kültürüne ilgi duyan gençlik grupları
  • Sistem tarafından baskı uygulanan kişi ve toplulukları destekleyen gruplar ve kişiler (insan hakları ve barış örgütleri, göçmen hakları hareketleri).

Zersetzung Nasıl Uygulanırdı?

Zersetzung uygulaması, toplumun tamamına dair çok ayrıntılı ve sürekli kayıt tutulması temeline dayanıyordu. Stasi bu konuda dünyaca rekoru ekarte edilememiş bir üne sahipir. Sırf bu kayıt ve takip işi için yüz binlerce kişinin istihdam edildiği ve binlerce dönümlük depolarda bu kayıtların muhafaza edildiği ortaya çıkmıştır. Stasi, tutulan bu kayıtlar neticesinde muhalif olduğunu düşündüğü kişi hakkında detaylı profilleme yaparak hayatına dair en yakınlarının bile bilmediği sırları, zaafları elde eder. Bu noktada kamu imkanlarının sağladığı tıbbi kayıtlar, öğrencilik dönemi okul kayıtları, gençlik dönemi polis kayıtları, istihbarat raporları, hedefin kişinin ikametgahı ve komşu ilişkileri, komşularından veya yakın akrabalarından şantaj yoluyla elde edilen veriler gibi bilgiler zersetzung öncesi en önemli verilerdi. Bütün bu donelerin Stasi uzmanlarınca değerlendirilmesi neticesinde hedefe baskı uygulamak için kullanılabilecek zayıf noktalar (sosyal, duygusal ya da fiziksel), örneğin evlilik dışı ilişkiler, yüz kızartıcı suç kayıtları, alkolizm, uyuşturucu kullanımı, cinsel tercihler, inanç tercihleri gibi doneler hazırlanır. Bu değerlendirmelerden sonra genel bir zersetzung stratejisi hazırlanırdı. Ayrıca Stasi tarafından uygulanacak zersetzung stratejisi, kişiyi hapsetmeden önce, hapis sırasında ve hapisten sonra diye farklı evreleri içermekteydi. Ardından kişiye dair bu veriler kullanılarak kişinin sistemin istediği doğrultuda hareket etmesi istenirdi. Buna rağmen fikir ve hareketlerinden vaz geçmeyeceği düşünülen kişiye kapsamlı zersetzungun asıl teknikleri uzun vadeli olarak hayata geçirilirdi. Kişi ilk aşamada tutulduğu gizli polis merkezlerinde insanlardan izole ve tamamen dünyayla bağı kopmuş bir şekilde akıl ve ruh sağlığı bakımından çökertilirdi. Bu fiziki baskı uygulamalarının da içinde olduğu süreçte kişiye bir nevi psikolojik bir işkence uygulanırdı. Kendisine hiçbir insani muamele gösterilmeyen kurban, kendisinden istenen her şeyi kabul ettiği takdirde takip altında normal yaşamına devam edebilirdi. Bu aşamadan geçip talep edilen her şeyi kabul eden kurbanların bile akıl ve ruh sağlığı ciddi manada hasara uğramış olurdu. İlk aşama olan fiziki yıldırma uygulamalarıyla yılmayan kişiler salıverildikleri normal yaşamlarında zersetzungun ileri aşamalarına maruz kalırdı. Bu ileri aşamada kişinin kendine olan güven ve inancı yok edilecek şekilde hakkında iftira ve dedikodular yayılarak toplum içinde damgalanarak dışlanması amaçlanırdı. Kişinin içinde bulunduğu toplulukta yer alan önceden yıldırılıp iş birlikçi haline getirilen kişiler aracılığıyla hedeflenen kişi hakkında eş cinsel, tacizci, pedofili, ateist, hırsız, hain vs gibi söylentiler yayılır. Kişi kendisi hakkında ortaya atılan iftiraları çürütmek için bile hareket edemez hale getirilir. Böylelikle kişinin içinde bulunduğu topluluktan dışlanması ve sosyal olarak çökertilmesi sağlanır. Zersetzungun ileri aşamalarında kişide paranoya oluşturmak için gizli takip açık hale getirilir, gizlice evine girilerek eşyalarının yeri değiştirilir. Kişinin akıl sağlığını doğrudan hedefleyen gaslighting tekniği devreye sokulur. İsimsiz aramalar ve iş yerine veya kişinin okuluna gerçekleştirilen polis ziyaretleriyle kişide sürekli bir huzursuzluk ve panik havası üretilir.Kişiye gönderilen isimsiz gizli mektuplarla kişi tehdit veya kişiyle alay edilir ; mektupların açılması ve telefon görüşmelerinin dinlenmesi hatta gıda zehirlenmesi ,evinde kullandığı ilaçların değiştirilmesi, kimi kurbanların intihara teşvik edilmesi Stasi’nin zersetzung tekniklerinde başı çekerdi. Bazı araştırmacılar Stasi’nin zersetzung kapsamında kurbanlara uzun vadeli ölümcül neticeler doğuran x ışınlarına maruz bıraktığı iddia edilse de bunu doğrulayacak bir delil elde edilememiştir ancak bazı mahkumların kısa aralıklarla kanserden hayatlarını kaybetmeleri bu hususta akıllarda soru işareti bırakmıştır. Bütün bunlar yapılırken karşı çıkması muhtemel vatandaşlar(iş arkadaşları, komşular, aile bireyleri vs) gelecekleri karartılacağı, başlarının sıkıntıya gireceği gibi tehditlerle sindirilir ya da işbirlikçi haline getirilir.

Stasi bireyler üzerinde gerçekleştirdiği yukarıdaki taktiklerle onları bertaraf etmeye çalışırken grup ve organizasyonlar için de farklı teknikler uygulamaktaydı. Stasi’nin topluluklara yönelik başlıca zersetzung teknikleri şunlardı:

  1. Topluluk üyeleri arsında güvensizlik ve fikir ayrılıkları oluşturmak.
  2. Cinsel taciz dedikoduları çıkartmak.
  3. Maddi yolsuzluk iddiaları yaymak.
  4. Toplulukların çalışmalarını engellemek için ekipman ve binalarına zarar vermek, sabotajlar düzenlemek.
  5. Medya vasıtasıyla karalama amaçlı haberler yaymak.
  6. Stasi, bu faaliyetlerin çoğunu topluluklara sızdırdığı iş birlikçiler vasıtasıyla yapardı. Stasi’nin muhbir ve iş birlikçi temin etmek için kullandığı başlıca metotlar şunlardı:
  7. Hedef alınan kişinin vatanseverliğini sorgulanır hale getirerek yaptığı şeyin milli bir vazife olduğu inancına kaptırmak.
  8. Maddi ödül vermek.
  9. Gözaltı veya tutukluluk halinde bulunan kişilere tahliye, dava ve takibin kaldırılması teklifi
  10. Kişiyi heyecan verici bir maceraya girdiğine ikna etmek
  11. Kimlik profillemesi yoluyla zaafları tespit edilenlerin bu yolla tehdit edilerek ikna edilmesi.

Zersetzungun sistem için orta ve uzun vadede etkileri muhaliflerin kalıcı olarak bertaraf edilmesi ve istihbarat faaliyetleriyle polis devlet uygulamalarının birleştirilerek halkta meydana gelebilecek en küçük demokratik kıpırtıların dahi savuşturulması iken bireyler üzerindeki etkileri bir hayli ölümcül ve yıkıcı olmuştur. Yaşanan kronik ve stres ve travma ağır sağlık sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu konuda Stasi’nin herhangi bir insani hassasiyet belirtisi göstermediği bilinen bir hakikattir. Stasi’nin ürettiği tüm ağır zersetzung politikasına karşın 1989’da başlayan demokratik kitlesel hareketleri öngörememesi hiçbir baskı politikasının sonsuza kadar sürdürülemeyeceğini ifade etmektedir.
Gerek Doğu Almanya’daki baskı rejimi sırasında gerekse de zersetzung uygulamalarının uyarlanarak halen kullanıldığı ülkelerde, mağdurlar ve mağdurlar içi yardım sağlayan kuruluşlar tarafından zersetzungla başa çıkmak için tavsiye edilen birtakım noktalar vardır.

  1. Ne şartlar altında olursa olsun mağdurlara sosyal ve manevi bakımdan sahip ve destek çıkın. Bu zersetzungun asıl gayesi olan psikolojik kırılmayı engeller.
  2. Herhangi birini suçlarken somut ve tartışılmaz delillere sahip olun. Aksi halde bilinçli olarak üretilen iftira ve yalanların masumların yok edilmesi amacına siz de piyon rolü üstlenmiş olursunuz.
  3. Gruplar arsında dayanışma ve destek faaliyetlerini arttırın. Bu Stasi’nin uygulamak istediği korku ve sindirme hedefini en çok zora sokan noktalardan biri olmuştur.