Gücün Sihirli Değneği; İstatistik

İstatistik verileri, anlamayanlar için sayı dizilerinden oluşan karalamalar, yorumlama yetisine sahip olan diğerleri için ise eşsiz bir hazinedir. Hata yapmak çok kolay olduğu için kaynakları doğru seçmek ve bunlardan elde edilen verileri objektif değerlendirmek, işi zanaat yada mühendislikten çıkartıp, sanat sınıfına sokar. “Bizim yeterince sanatımız var, bu da eksik olsun”diyemiyoruz çünkü istatistik, AB’ye uyum kriterlerinden biri aynı zamanda.

İsaac Asimov’un İmparatorluk dizisi kitapları, bilim kurgunun temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Dizinin kahramanı olan kişi, Harry Seldon, psikotarihçidir. Tezi de şudur; İnsan kitleleri kalabalıklaştıkça, hareketleri de formüle edilebilir hale gelir. Bir kişinin hareketleri tahmin edilemez. İki kişi çok küçük bir topluluk oluştururlar. Üç, dört kişi derken topluluk büyümeye başlar. Topluluk yüz kişi olduğunda, hareketleri hakkında tahminlerde bulunulmaya başlanılabilir, bin kişi olduğunda hareket esnekliği daha da düşer, on bin kişinin yapacağı hareketler çok daha sınırlıdır. Topluluk büyüdükçe, hareket kabiliyeti azalır ve topluluğun hareketleri formüle edilebilir hale gelir, dolayısıyla yanılgı payı düşer. Seldon oluşturduğu formülleri imparatorluğa uygulayıp çökmekte olduğunu anlamış ve formüllerini yeni imparatorluğun temellerini atmak için kullanmıştı. İstatistiklerin yorumlanış şekillerinden biri olarak kabul edebileceğimiz psikotarih, Seldon’a yeni imparatorluğu kurmasını sağladı, günümüz kullanıcılarına ise dünyaya hakim olmak için gerekli materyali, yani parayı getiriyor.

İstatistiklerin en ciddiye alındığı ve kullanıldığı ülke Amerika’dır. Dostum Tunç Şatıroğlu’ndan işittiğim, Amerika’da, ekonomi uzmanlığı üzerine çalışanlara verilen örneklerden birini inceleyelim; “Mrs. Field’s Cookies”. İncelediğimiz müessese, alışveriş zincirlerinde yer alan bir pastane zinciri. Buradaki ürünlerin onları benzerlerinden üstün kılan bir özelliği var. En fazla bir saat önce fırından çıkmış olmaları. Bizde, herhangi bir pastaneye girip “Hangisi taze” diye sorduğunuzda alacağınız cevap “hepsi yeni çıktı, hepsi taze”dir. Yani “Orta Doğu çakallığı”. Yalan söyleyip, yedirmeyi ummak. Mrs, Field’s Cookies’de ise fırından çıkalı bir saati geçen ürünler kesinlikle müşteriye verilmeyip, imha ediliyor. Bu da müesseseye ciddi bir güvenilirlik kazandırıyor.

Tabi böyle bir ünün bedeli var. Arz – talep arasındaki hassas dengeleri ustalıkla ayarlamanız gerekiyor. Eğer az yaparsanız müşteriye yetişemediğiniz için 2 – 3 seferin sonunda müşteriyi küstürür, “şimdi o kadar bekleyemem, en iyisi başka bir şeyle karnımı doyurayım” psikolojisine sokarsanız. “Ne olur ne olmaz” diye fazla miktarda yaparsanız, bir saatin sonunda satılmayanları atmak zorunda kalırsınız ki, bu ciddi bir işletim maliyeti getirir ve altından kalkamazsınız. Yani kuyumcu terazisi gibi olmanız gerekiyor. Mrs. Field’s Cookies zoru başarmış durumda. Nasıl mı? İstatistikle tabi ki.

Bütün alışveriş merkezlerindeki Mrs. Field’s Cookies’ler bir merkeze bağlı. Bu merkez ülkenin her tarafındaki dükkanlarla bağlantılı. Günlük satışlar, bölgedeki özel olaylar (maç, kutlama v.s) ve hava durumu dikkatle izleniyor. Verilere göre operasyon merkezinden birime, fırınına hangi kurabiyeden, ne kadar koyması gerektiği bildiriliyor. Örneğin bir şehirde hava mı kapattı, yağmur mu yağıyor, hemen daha önceki istatistiklerden hava yağışlıyken o alışveriş merkezine ne kadar insanın gittiği ve ne kadar kurabiye tüketildiğine dair rakamların ortalamaları alınıyor. Eldeki pişmiş mamuller ve ilerleyen saatlerdeki ihtiyaç duyulacak miktar hesaplanıp, birime bilgi veriliyor, birimdekiler öngörülen sayıdaki kurabiyeyi fırına koyuyorlar.

Bir başka istatistik kullanıcıları ise yer bulucular. Türkiye için ütopik gelecek bir işte çalışıyorlar. Diyelim “A” firması Beyoğlu’nda, cadde üzerinde bir kafe açmayı düşünüyor. Kiralık 7 dükkan yeri var. Yer buluculardan birini tutuyor ve hangi dükkanı kiralayıp kafeye çevirmenizin size en yüksek karı getireceğini analiz etmesini istiyorsunuz. Eğer başarılı bir tanesiyle çalışıyorsanız, Beyoğlu’nun en fazla tercih edilen kafesinin sahibi olmanız büyük ihtimal, kendi kafanız göre “Burası tutar” diyorsanız, zaten örneklerini yeterince görüyorsunuz, halk deyimiyle “kısmetinize bağlı”. Böyle bir anlayış mimara para vermemek için ustabaşına ev yaptıran kafa yapısına ne kadar ters değil mi? Ama bugün pazarlama ve ticaret denildiği zaman piyasayı Amerikalılar ellerinde tutuyorsa, onlardan öğreneceğimiz hayli şey olmalı.

Var olan bilgileri kullanmak kadar bilgi edinmek ve bu bilgileri güncellemek de önemli.. Bilgiyi almak, süzmek, kullanılacak hale getirmek, bağlantıları kurmak. Bunlardan ilki iyice zorlaşmaya başladı. Eskiden büyük şehirlerde elinde anket kağıtlarıyla dolaşan tek tük anketörler olurdu. Şimdi sokağa çıktığınızda onlarcasına rastlıyorsunuz ve nasıl kaçacağınızı şaşırıyorsunuz. Çünkü sizi bir yakalarlarsa, yaptıkları istatistik mümkün olduğunca düşünülen hedefe yakın gelsin diye destekleyici sorular da soruyor ve bayağı vaktinizi alıyorlar. Bazıları anketlerini cevaplandırmanız için ufak rüşvet hediyecikler bile sunuyorlar.

Hatırlarsanız, geçtiğimiz aylarda, Avrupa’da yapılacak nüfus sayımında kadınlara sorulacak olan “Kaç erkek arkadaşınız oldu?” sorusu olay yaratmıştı. Bu konuya çok sinirlenen bazıları “Bin tane” yada “Bakireyim” denilmesini önermişti. Böylesi salakça bir sorunun sorulmasının sebebi sizce ne olabilir? Evet, yüzlerce değişik sebep olabilir. Ticari yada sosyal. Peki bu şekilde sorulduğunda sağlıklı cevap alınabilir mi? Tepkilere bakılırsa alınamaz. Nasıl alınabilir? Eğer bu soruları oyun yada eğlence haline getirip, zevkli bir uğraş haline sokarsanız…..

Şu anda dijital eğlencenin en muhteşem ayağı Facebook. Orada çeşitli sorulara cevap vererek bir sürü oyuna katılıyor, eğlenceye dahil oluyorsunuz. İşte istatistiği sanat haline getiren bir ülkenin son yapıtı. Binlerce değişik oyun ve test var. Karşınızda bir insan olmadığı için soruları yanıtlarken rahatsınız. İyi bir istatistikçi, o verilerle, orta düzeyde facebook kullanıcısını bile psikoloğu kadar iyi tahlil edebilir, cinsel tercihlerinden alışveriş eğilimlerine kadar bir sürü karakter özelliğini analiz edebilir. Tabi bu ona, insanların zaaflarını saptayıp, bunları kullanarak çıkar sağlama şansını da verir.

İyi ki internette başarılı olan bu devasa şirketler, Amerikan hükümetince desteklenen istatistik toplama araçları değil de, garajlarda, 2 – 3 arkadaşın bir araya gelip kurduğu ve başarılı oldukları için birdenbire gelişip serpilen bağlantısız girişimler. Yoksa yanmıştık yani. Bilişim ve İletişim uzmanı Fatih Onay’ın dediği gibi “Türkiye’nin bilgisayar programcılığı ve dijital dünyada başarıyı yakalamak konusunda yeteri kadar hızlı ilerleyememesinin tek nedeni; garaj kültürünün gelişmemesi.” Tesis yok da ondan. Türkiye’de de her evin garajı olsa bak gör, bizden de ne facebook’lar, google’lar, youtube’lar çıkacak.

Yazar: Ömer Moğultay

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.

Düşüncenizi belirtin