Kategoriler
Devlet ve Politika Kültürler ve Toplumlar
🔥 0 views

Kerbelâ Olayı

Kerbelâ Olayı, Kerbelâ Savaşı ya da Kerbela katliamı, 10 Ekim 680’de (Hicri 10 Muharrem 61), bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbelâ şehrinde, İslam Peygamberi Muhammed‘in torunu Hüseyin bin Ali’ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi halifesi I. Yezid’e bağlı ordu arasında cereyan etmiştir. Ayrıca bu olaya bazı insanlar Muaviye’yi de dahil etmektedirler lakin o tarihte Muaviye çoktan vefat etmiştir.

Bu savaş Şiîlik tarihindeki önemli olaylardan biridir. Muhammed’in kızı Fatıma’nın Muhammed’in kuzeni Ali’den olma oğlu İmam Hüseyin’in ölümü, Şiîlerce her sene Aşûra Günü’nde yâd edilir. Bu olay sadece Şiîler tarafından değil Sünnîler tarafından da yâd edilir, Sünnîler sadece İslam dini’nde matem yapılmaması kaidesine uyarak bu günleri ibadet yaparak ve Mevlid okutarak geçirirler.

Olayların gelişimi


Muhammed’in 632 yılında vefat etmesinden sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir’in halifeliğini kabul ettiler. Ebu Bekir’den sonra sırasıyla Ömer bin Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib’in halifeliğini kabul ettiler.

Osman’ın asiler tarafından şehit edilmesi Müslümanları büyük bir yas’a boğdu. Halifesiz kalan Müslümanlar halife olması için Ali’ye başvurmuşlardı.Sonunda Ali halife olarak başa geçti. Bunun üzerine Osman’ın amcasının oğlu Muaviye ve Talha , Zübeyr , Aişe ve Osman’ın akrabaları başta olmak üzere halife Ali den katillerin bulunması ve onlardan kısasın alınması istendi.Lakin halife Ali ise öldürme girişimi aniden olduğu için katiller belli olmadığını ve bir süre ortalığın yatışmasının beklenmesini istedi.Bunun üzerine Muaviye , Talha , Zübeyr ve müminlerin annesi Aişe halife Ali’ye biraz kırıldılar.Daha sonra Talha , Zübeyr katillerin bulunması için ordu topladılar. Ordu toplanmasını isyan zanneden halife onlarla konuşmak için belli bir kuvvetle olay yere hareket etti. İlk başta savaş olmamasına rağmen iki tarafın askerlerin sözlü atışması üzere olaylar gelişti ve bir anda savaşa dönüştü.Savaş sonucu sahabelerden Talha ve Zübeyr şehit oldu. Müminler’in annesi Aişe savaş sonucu halife Ali ile görüştü aralarında anlaşma sağlandıktan sonra Aişe Medine ye gönderildi.Katillerin bulunmaması üzre Muaviye ile halife Ali arası açıldı[4] . İslam Devleti, Ali ve Muaviye önderliğinde ikiye bölündü. Ali, 661 yılında Hariciler’den Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem tarafından gerçekleştirilen bir suikastte hayatını kaybetti ve iktidar 20 yıllığına Muaviye de kaldı.

Muaviye hayattayken oğlu Yezid’e biat etmeleri için taraftarları ve Hicaz ahalisinden biat istedi. Lakin taraftarları ve Hicaz ahalisi oğluna biat etmediler.Sebep olarak ise Hasan ile yaptığı anlaşmayı gösterdiler.Bunun üzerine Muaviye biat etmelerinden vazgeçti. Muaviye ölünce ise Yezid tahtı kendisi ele geçirdi [5] . Yezid başa geçince ilk iş olarak Medine valisine bir mektup yazarak Hüseyin bin Ali’ye değil, kendisine itaat etmesini, aksi takdirde bunu canıyla ödeyeceğini bildirdi. Bu arada Hüseyin Kûfelilerden kendisine bağlılıklarını sunan mektuplar alıyordu. Kûfe’ye gelip halife olduğunu ilan ederse Hüseyin’i destekleyeceklerini söylüyorlardı. Hüseyin bu teklifleri ciddiye aldı ve Kûfe’deki taraftarlarının gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğunu zannetti. Yaklaşık 70 taraftarı ve ailesi ile Kûfe’ye doğru yola çıktı.

Sayıca fazla olmayan Kûfeli taraftarları Yezid’in yandaşları tarafından bastırıldı. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbelâ’da Yezid’in 4500’e yakın adamıyla karşılaştılar. Burada meydana gelen savaşta Hüseyin ve taraftarlarının hepsi öldürüldü ve ailesi esir alındı.

Şiî ve Alevî Müslümanlığında bu olayın çok önemli yeri vardır. Onlara göre Ali’nin oğulları yenilmez savaşçılardır, çok yüce şahsiyetlerdir ve halifelik makamının su götürmez sahibidirler. Sünni Müslümanlığında da en yüce sahabelerden ve dört büyük halifeden birinin oğulları oldukları için çok yüce şahsiyetlerdir ve dini liderler olarak kabul edilirler. Sünnilere göre de seçilmemiş ve zorla başa gelmiş bir halife tarafından katledilmişlerdir.

Sonuç


Kerbelâ’da yaşananlar her yıl Şiî ve Alevîler tarafından muharrem orucu tutmanın yanı sıra törenler şeklinde, bir kısım Sünni Müslümanlar tarafından da tören yapılmaksızın (yalnızca mevlid okunarak ve muharrem orucu tutularak) anılır. Yas tutma savaşın gerçekleştiği Muharrem ayının 10’unda (Aşure Günü) doruğa çıkar. Bu günde konuşmalar yapılır, yapılanlar tiyatro şeklinde canlandırılır ve ağıtlar yakılır. Hüseyin’in neden hayatını feda ettiği özellikle vurgulanır. Baskıya ve zulme teslim olmadığı belirtilir. Aynı şekilde Muhammed’in torunu Hüseyin’in Kerbelâ’da öldürülmesi hadisesi, Sünnilik’te de üzücü bir olay olarak kabul edilip, Yezid Sünni cemaat içerisinde sıklıkla yerilse ve Sünnilikte isim olarak neredeyse hiç kullanılmasa da Ehli Sünnet inancında yas tutmak câiz olmadığı için Kerbela Olayı, Sünnilik’te Şiâ’dakine benzer bir şekilde her yıl törenlerle anılmaz.

Ali bin Ebu Talib ile Muaviye arasında gerçekleşen Sıffin Savaşı sonrasında İslam Devleti ikiye bölünmüştü. Ali yönetiminde başkenti Kûfe olan ve Muaviye yönetiminde başkenti Şam olan iki devlet kurulmuştu. Ali’nin bir Harici tarafından öldürülmesi, daha sonra Hasan bin Ali’nin baskıyla halifeliği Muaviye’ye bırakmak zorunda kalması, en sonunda da Hüseyin bin Ali ve Yezid arasında gerçekleşen Kerbelâ Savaşı ile bu ayrım derinleşmiş ve İslam’da mezhep ayrılığının temel nedenlerinden biri olmuştur.

Filozof ve sosyolog İbn-i Haldun’a göre Hüseyin akıllı ve içtihat sahibidir. Yani ayet ve hadisleri anlamaya ve doğru şekilde yorumlamaya muktedirdir. Ona göre adaletli bir halife olmayan Yezid’in saflarında savaşmak caiz değildir. Hüseyin’e karşı asker göndermesi fâsıklığını kuvvetlendirir. Bu nedenle Hüseyin’in şehit, ecirli ve sevaplı olduğunu belirtir.

Kerbelâ Olayı; Alevî ve Şiî coğrafyada birçok edebi ve müzikal esere konu olmuş, mersiye gibi yeni türlerin doğuşuna neden olmuştur.

Ömer Moğultay

Yazar Ömer Moğultay

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.