Kategoriler
Din ve İnançlar
🔥 0 görüntülenme

Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi

Sual: Bid’at sahiplerinden Allahü teâlânın marifetine kavuşanlar olabilir mi? Evliyanın feyz vermesi öldükten sonra kesilir mi?

Cevap: Hanefi mezhebinin büyük âlimlerinden seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri, (Şerh-i mevâkıf) sonlarında ve (Şerh-ul-metâli’ hâşiyesi) baş tarafında ve (Berîka)nın ikiyüzyetmişinci sahifesinde buyurduğu gibi, Evliyanın suretleri, öldükten sonra da talebesine görünüp feyz verirler. Fakat, bunları görebilmek ve ruhlarından feyz alabilmek kolay değildir. Ehl-i sünnet itikadını ve ahkâm-ı islâmiyyeyi, kitaplardan öğrenmek ve öğrendiklerine uymak ve Evliyayı sevmek, saygılı olmak lâzımdır. (Merec-ül-bahreyn)de diyor ki: (Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bid’at sahiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın marifetine yaklaşamamıştır. Vilâyet nurları, bunların kalplerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bid’atin zulmeti, vilâyet nurunun kalbe girmesine mâni olur. Kalp, bid’at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet itikadı ile süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalp, yakîn nûru ile aydınlanamaz).

(İrşâd-üt-tâlibîn)de diyor ki, (Büyük âlim vefat edince, feyz vermesi kesilmez. Hatta artar. Fakat kalp hastalıklarına şifa olan bakışları ve sözleri devam etmediği için] bir insanın meyyit ile olan bağlılığı, diri ile olan gibi olamaz. Bunun için, (Üveysî) olmak, yani meyyitin ruhaniyetinden feyz almak az olur. Fenâ ve Bekâya yükselen dirilerin meyyit ile irtibatları, diri iken olduğu kadar değil ise de, çok olur ve bunlar meyyitten çok feyz alırlar. Fakat, diri iken daha fazla alırlar. Çünkü diriler, yanındakilerin ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmalarını sağlar. Bütün hâlleri ve sözleri ile kalplerine tesir ederek, muhabbetin artmasına, böylece daha çok feyz almalarına sebep olurlar). Görülüyor ki, bir Mürşid aramak lâzımdır. Sâdık ve temiz bir Müslüman, Evliya diri iken de, kabirde iken de, ruhlarından feyz alır ise de, diri olan Evliya, bunun yapması lâzım olan vazifeleri söyler. Hatalarını düzeltir. Böylece, feyz alması kolaylaşır ve çok olur. Ölüler ise bir şey söyleyemez. Yol gösteremez. Kusurlarını bildiremez. Feyz alması azalır veya durur. İlham ve rüya ile meyyitten ders almak da olamaz. Çünkü, ilhamlara ve rüyalara, vehim, hayâl ve şeytan karışabilir. Karışmamış olanları da, tevilli, tabirli olabilir. Doğruları, eğrilerinden ayırt edilemez. Kazanç pek kıymetli ise de, zarar da, o derece tehlikelidir. Böyle olmakla beraber, hakiki âlim bulunmadığı zamanlarda, mürşid geçinen cahillere aldanmayıp, mevtalarına ruhlarından feyz almağa çalışmalıdır. Buna kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve ahkâm-ı islâmiyyeye uymak ve hakiki âlimlerin kitaplarını okumak ve okuyan ile sohbet etmek şarttır. Küçük çocuk, en çok anasını sever ve ona sığınır. Aklı başına gelince, babasına daha çok güvenir, buna sığınır ve bundan faydalanır. Mektebe veya sanata başlayınca, hocasına, ustasına sarılır. Bunlardan faydalanır. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Ruhun kazançları da, bunun gibi, önce ana, baba ve âlim, sonra Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” vâsıtası ile alınıyor. (Tam İlmihal s. 1052)

Ömer Moğultay

Yazar Ömer Moğultay

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.