Kategoriler
Aile ve Ev Araştırmalar Kültürler ve Toplumlar

Çatışma kuramı ve kadının çalışması

Çatışma kuramcılarına göre de aile önemli bir kurumdur. Ancak, aile içerisinde kapitalist topluma benzer bir biçimde birtakım eşitsizlikler söz konusudur.

Fonksiyonalist kuram, toplumun düzenliliği ve devamı açısından ailenin rollerini irdelemektedir. Çatışma kuramcıları ailenin toplumda önemli fonksiyonlar yüklendiğini kabul etmekte ancak her şeyi açıklıkla ortaya koymadığını ileri sürmektedirler. Çatışma kuramcılarına göre de aile önemli bir kurumdur. Ancak, aile içerisinde kapitalist topluma benzer bir biçimde birtakım eşitsizlikler söz konusudur. Kurama göre, ailede erkeğin kadın üzerinde egemen olduğu bir sistem mevcuttur. Hatta aile içinde bir güç mücadelesi söz konusudur. Genelde erkek ev işlerini yapmamakta direnmekte, kadın dışarıda çalışsa bile ev işlerini yürütme sorumluluğunu üstlenmektedir.

Kadının sekiz saat çalışıp birinci vardiyayı bitirdikten sonra evine dönmesiyle birlikte onun için ikinci bir vardiya başlamaktadır.
Kadının sekiz saat çalışıp birinci vardiyayı bitirdikten sonra evine dönmesiyle birlikte onun için ikinci bir vardiya başlamaktadır.

Batıda yapılan çalışmalarda kadın yemek pişirme işinin %81’ini, temizlik işlerinin % 78’ini yerine getirirken, erkekler bu işleri eşleriyle yara yarıya bölüştüklerini düşünmektedirler. Erkeklerin yaptıkları küçük katkılar, onlara büyük görünmektedir (Galinsky et al. 1993). Görüldüğü gibi genelde ev işleri tek yönlü olarak yerine getirilmektedir.

Kadının sekiz saat çalışıp birinci vardiyayı bitirdikten sonra evine dönmesiyle birlikte onun için ikinci bir vardiya başlamaktadır. Bu vardiyada temizlik, yemek ve çocuk bakımı hizmetleri yürütülmektedir. Bu nedenle de kadınlar haftalık çalışmalarında erkeklere kıyasla ortalama on beş saat fazla mesai yapmaktadırlar. Bu da kadının aile içinde erkeklerden daha fazla çalıştığını, buna karşın bir ücret talep etmediğini ancak erkeğe göre daha fazla yıprandığını göstermektedir.

İnsanlık tarihinde ve birçok toplumda erkek, ailede üstün bir otoriteye ve güce sahip olmuştur. Hatta 1800’lü yıllara değin kadın ve çocuklar erkeğin yasal mülkiyetinde olmuşlardır. 1960’lı ve 70’li yıllardaki feminist hareketlerle birlikte erkeğin gücü bir miktar azalıp eşitlikçi aile yapısı yaygınlaşsa da erkek birçok toplumda üstün ve güçlü bir karakterdir.

Marksist görüşte aile ile ilgili temel alınan kaynak F. Engels’in “Ailenin Özel Mülkiyeti ve Devletin Kökeni” isimli kitabıdır. Engels’e göre üretim güçlerinin ortak olarak sahiplenildiği dönemde aile var olmuyordu. Özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla birlikte tek eşli çekirdek aile gelişmiştir. Devlet özel mülkiyet sistemini korumak için yasalar yaparken tek eşli evliliğin kurallarını da dayattı. Tek eşli çekirdek aile özel mülkiyetin miras olarak paylaşım sorunlarını çözdü, zira mülkiyetin sahibi olan erkekler mallarının kendi soyundan çocuklara geçmesini istediler. Özel mülkiyetten mahrum olan kadın, erkek tarafından kontrol altında tutuldu.

Engels evlilikte eşlerin birbirlerine karşıt duygular içinde olduğunu ve erkeğin kadın üzerinde bir baskı unsuru olduğunu ileri sürmektedir. Bu durum, kapitalist ile proleterya arasındaki ilişkiye benzetilebilir. Bugün birçok toplumda kadın, erkeğin bir malı olarak görülmektedir. Kadın evli değil ise babasının, evli ise kocasının malı olarak görülmektedir.

1960’lıyıllarda Amerika’da bile kadının kocasından izin almadan işe girmesi, araba kiralaması, bankadan borç para alması mümkün değildi. Çünkü, kadınların yeteneksiz olduğuna dair yaygın bir kanı mevcuttu. Ancak, endüstrileşme süreci ile birlikte bu tür geleneksel uygulamalar değişmeye başlamıştır. Kadın hareketi ve demokratikleşme süreci, kadınlar lehine birçok olumlu gelişmeyi birlikte getirmiştir. Yine de çatışma kuramcıları, sosyal ekonomik, politik ve hukuki eşitsizliklerin kadınların aleyhine olacak şekilde mevcudiyetini koruduğunu savunmaktadırlar.

Yazar Ömer Moğultay

Kim ki bize anlatır kendini? Hatırlatmıyorsa bir kişi kendini unuttu diye kınamamalı hiçbir kimseyi.

Bir cevap yazın