John Stuart Mill

John Stuart Mill (d. 20 Mayıs 1806 – ö. 8 Mayıs 1873), İngiliz filozof, politik ekonomist, parlamento üyesi ve devlet memuru.

John Stuart Mill 1865
John Stuart Mill 1865

Mantık alanında, yalnızca tümdengelimsel mantıkla ilgili çalışmalar yapmayıp, tümevarımsal mantığı da formüle ederek geliştirmiş olan Mill, mantıksal ilkeleri sosyal alana, siyaset ve ahlak alanına uygulamasıyla ün kazanmıştır. Psikoloji alanında, çağrışımcılığın babası olarak kabul edilen filozof, psikolojiyi “zihin kimyası” olarak tanımlamıştır. O, çağrışımcı psikolojisini bilgi konusuna da taşımış ve bu alanda, Berkeley’den esinlendiği besbelli olan psikolojik bir idealizm geliştirmiştir. Mill, bununla birlikte, psikolojik idealizminde, maddesizciliği seçen Berkeley’den ayrılmış ve dış gerçekliğin varoluşunu kabul ederek, söz konusu nesnel gerçekliği “duyumları mümkün kılan, kalıcı dayanak” olarak tanımlamıştır. Ahlak alanında yararcılığı savunan Mill, hazzı ya da mutluluğu insan eylemlerinin en büyük amacı ve mutlak ölçüsü yapmış ve yararcılığında, genelin iyiliğini ve refahını temele almıştır.

Rothschild Para İmparatorluğu (Derin Yahudi Devleti) / George Armstrong

Rothschild Para İmparatorluğu (Derin Yahudi Devleti), George Armstrong tarafından 1940 yılında yazılan kitap.

Yahudiler hakkında yazılmış düşündürücü bir eser.Bir ailenin tefecilikle dünyaya nasıl hakim olduğunu merakla okudum…

Dünyadaki seçilmiş ırk olarak sadece kendilerini gören ve yaşayan bu insanların gözünde, hristiyanlar en lanetli insanlar. Dünya devletleri, bankalar,özellikle medya ve yüksek mercilere sızan Rothschild ailesinin bir satranç oyunu gibi tüm ülkelerin üstündeki egemenliklerinin anlatıldığı bu eser, yıllardır sadece politikacıların isimlerinin değiştiğini diğer her şeyin aynı şekilde devam ettiğini anlatan araştırmalara dayalı bilgilendirici ve düşündürücü bir eser olmuş…

Kesinlikle okunması gereken bir kitap…

Alıntılar

  • “Altın sayesinde en asi ruhlar satın alınabilir; tüm para değerleri ayarlanabilir ve ülkelerin borçları değiştirilebilir. Böylece tüm devletler merhametimize muhtaç olurlar.”
    Hahambaşı Reichhorn’un cenaze söylevinden alıntı.
  • Stalin ve Churchill savaş sayesinde diktatörleşirlerken Mussolini ve Hitler fakirlik ve fukaralık nedeni ile diktatör olmuşlardır. Başkan
    Roosevelt ise her iki yolu birden denemektedir.
  • Yahudiler protokollerinde söyledikleri gibi altını, borsaları ve medyayı kontrol etmekte, siyasileri yönlendirmekte, savaşlara neden olarak dünya tarihini amaçları doğrultusunda değiştirmektedirler.
  • Bu ailenin karşısında durabilecek hiçbir ticari güç yoktur ve Rothschildların istemedikleri ticari bir faaliyete hiçbir Avrupalı firma cesaret edip giremez.
  • Dünyadaki insanların fikir ve yaşamlarını çok etkileyen medyayı Yahudilerin kontrol etmesi bir tesadüf müdür?
  • Yirmi beş Rus devrimi lideri arasında Yahudi olmayan tek kişi Lenin’dir ancak onun da annesi ve karısı Yahudidir.
  • “İngiltere dışında Almanya, Avusturya ve Amerika’da Yahudi bankacıların acımasızca görüp de mani olmadıkları borsa faciası, bu ülkelerdeki Yahudi düşmanlığını arttırmıştır.” Yahudiler ekonomik krizleri her zaman görürler çünkü bu krizleri kendileri yaratırlar. Bu insanlar ekonomik krizleri önlemedikleri gibi kriz öncesi hisse senetlerini yüksek fiyatlardan satıp borsaların dibe vurması sonrası geri toplarlar. Böyle durumlarda hisseleri yok pahasına toplayan Yahudiler servetlerine servet katarlar.
  • Yahudilerin Hitler’e olan kızgınlıklarının altında esasında Hitler’in “Altın Standardını” kaldırması yatmaktadır. Bu hamle sonrası Alman ekonomisi güçlenmiş ve işsizlik ortadan kalkmıştır. 2. Dünya Savaşı’nı Almanya altına gerek duymadan yapmaktadır ve Hitler dünyaya Yahudilerden altın borçlanılmadan da savaşılabileceğini göstermektedir.
  • Hitler konuşmasında Yahudi kökenli Alman yönetiminin Almanları düşürdüğü zavallı hale işaret etmiştir. Hitler konuşmasında şöyle devam etmektedir: 
    “Yahudi parazitler milleti iliklerine kadar sömürmüş sonra da halkı kışkırtmaya başlamışlardır. Tek amacı milletimizi yok etmek olan Yahudiler korkunç bir işsiz ordusu yaratarak Bolşevik Devrimi’ne benzer bir Komünist devrime zemin hazırlamaktadırlar.
  • Yahudi etkisi altındaki Dawes Komisyonu ile Alman Merkez Bankası yeniden yapılandırılarak “Altın Standardına” geçildi. Almanlar tam anlamıyla Yahudiler tarafından köleleştirildi.
  • 1. Dünya Savaşı Almanya’yı Yahudi kontrolündeki monarşiden Yahudi kontrolündeki demokrasiye taşıdı. Almanya’nın başına yeni kişiler ve kadrolar getirildi ancak eski Rothschild etkisi, idealleri ve planları aynen yerlerinde kaldılar. Bu Yahudilerin ilk işi Alman parası olan reichsmarkı yok etmek oldu.
  • “Bize karşı çıkan devletleri komşularıyla birbirine düşürecek durumda olmalıyız. Ancak eğer karşı çıkan devlet ve komşuları birlik olarak bize karşı çıkarlarsa o zaman da dünya savaşı çıkaracak güçte olmalıyız.” 
    Protokol 7’den alıntı
  • “Peel Tadilatı” diye tarihe geçen bu değişiklik çok önemli sonuçlara neden olmuştur:
    (1) Bu değişiklik gümüşü İngiltere ve dünyada para karşılığı olmaktan çıkarmıştır. 
    (2) Bank of England İngiliz İmparatorluğu’nda para basma tekelini eline geçirmiştir. 
    (3) % 100 altın karşılığı para basımını zorunlu hale getirmiştir. 
    (4) Bank of England İngiliz İmparatorluğu’nun takas merkezi haline 
    gelmiştir ve İngiliz Poundu dünya parası haline taşınmıştır. 
    (5) Bankaya İngiliz İmparatorluğu ve bir 
    anlamda dünyada fiyatları ve ücretleri belirleme yetkisi verilmiştir.
  • “Altın her zaman dayanılmaz bir güçtür ve böyle olmaya devam edecektir. Altın ona sahip olanlar için çok yararlı bir araçken ona sahip olmayanlar için ise kıskançlık nedenidir.” 
    Hahambaşı Reichhorn Cenazesindeki söylevden alıntı
  • “Illuminati” bir Yahudi olan Adam Weishaupt tarafından kıta Avrupa’sı Mason Örgütü’nün bir kolu olarak kurulmuştur. Illuminati’nin amacı dünyada din, hükümet, mülkiyet ve evlilik kurumlarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu amaç “Yahudi İhtiyar Meclisi” ve “Yahudi Komünist Partisi’nin” amacıyla örtüşmektedir.

Demagoji

Demagoji; halkın isteklerine, ön yargılarına ve korkularına dayalı olarak yapılan siyaset ve destek arayışıdır. Yunanca demos (halk) ve agogos (liderlik yapmak) kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Genellikle üstün bir hitabet ve propaganda yeteneği gerektirir. Çoğunlukla dindarlık, milliyetçilik ve solculuk gibi popüler kavramları kullanarak ve bunlara bağlılığı sömürerek yapılır. Demagoji yapan kişiye “demagog” denir.

Demagojinin kökenleri antik Yunan ve Roma medeniyetlerine dayanır.

Cemaleddin Efganî

Cemaleddin Efganî ya da tam adıyla Seyyid Cemaleddin Muhammed bin Safder el-Efganî el-Hüseynî (Farsça: سید جمال‌‌‌الدین افغانی; d. Kasım 1838 – 9 Mart 1897, İstanbul), 19. yüzyıl fikir ve siyaset insanlarından biri olan Müslüman aktivist ve düşünür. İslami modernizmin kurucularından ve ümmet birliğinin savunucularındandır.

Oldukça hareketli bir hayat yaşamış olan Efgani, geniş bir çevreyi derinden etkileyebilmişti. Hem Batı hem de İslam alemini iyi tanıyordu. İslam dünyasının modernleşme meselesini ele alan Efgani, İslam’ın özüne zarar vermeden akılcı bir program çerçevesinde sorunları çözmeye çalıştı.

Cemaleddin Efganî
Cemaleddin Efganî

Milliyeti ve mezhebi

Doğum yeri, milliyeti ve mezhebi özellikle muhalifleri arasında sürekli tartışma konusu olmuştur. İranlı ve Şii olduğunu savunanlar; onun, Hemedan’daki Esedabad’da doğduğunu ve burada akrabalarının bulunduğunu, İran’la ilgili faaliyetlerinin önemli bir seviyede olduğunu, Farsçayı düzgün telaffuz ettiğini, pederinin adının Safder olduğunu ileri sürerek yeğeni olduğunu iddia eden Mirza Lütfullah Han’ın eserine ve İranlı bir dostuna bıraktığı evraklarına dayanarak bu iddialarını delillendirmişlerdir.

Afganistanlı ve Sünni olduğunu savunanlar ise; onun Afganistan’ın doğusundaki Kuner kasabasının Esedabad köyünde doğduğuna, Efganî’nin yazılı ve sözlü ifadelerinde açıkça Afganistanlı olduğunu belirttiğine, Afganistan tarihi ile ilgili kitap yazdığına, bu ülkede akrabalarının bulunduğuna ve bazı arşiv belgelerinde Afganistanlı olduğuna dair kayıtların olduğuna dayanmaktadırlar.

Efganî, Ahmet Ağaoğlu’na kökeni hakkında şu açıklamayı yapmıştır: “Benim babam ve annem aslen Meragalı’dır, fakat sonra Hemedan’a gelmişler, ben Hemedan’da doğdum. Fakat ben daha süt emerken babamın işleri bozulduğu için Afganistan’a hicret mecburiyetinde bulunmuşuz.” Bu açıklama Azerbaycan Türk’ü olduğu iddiasını desteklemektedir.

Efganî’nin İranlı olduğunu iddia edenler, bu konuda detaylı araştırmalar yapmış olan Nikki Keddie, Elie Kedourie, Huma Pakdamen ve A. Kudsizade gibi araştırmacılardır. Efganî’nin Afganistanlı ve Sünni olduğunu iddia edenler arasında ise, bazı Batılı araştırmacılar ile bir kısım öğrenci ve yakınları bulunmaktadır. Bunlar arasında Emir Şekib Arslan, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Corci Zeydan, Haydar Bammat, Ferid Vecdi, Edib İshak, Mahmud Kasım gibi yazar ve araştırmacılar yer almaktadır.

Yaşamı

On sekiz yaşına kadar Kâbil’de kalan Efgani, ilk öğrenimini alim babasından aldı. Ülkenin tanınmış alimlerinden çeşitli alanlarda dersler aldı ve daha sonrasında eğitimi için Hindistan’a gitti. Daha sonra Efgani hac sebebiyle gerçekleştirdiği yolculukta çok sayıda ülkeye de uğradı ve farklı kesimlerden insanlarla tanıştı. 1857’de Mekke’ye ulaşarak hac ibadetini yerine getirdi. Hac seyahatinden sonra Afganistan’a dönen Efgani, Dost Muhammed Han’ın iktidarında devlet hizmetine girdi. Dost Muhammed Han’ın 1863 yılında ölmesi üzerine ortaya çıkan iktidar mücadelesinden sonra Efgani önemli bir göreve getirildi.[2] Hindistan’a geçiş yapan Efgani’nin buraya gelişi kısa bir zamanda duyulunca büyük bir ilgiyle karşılaştı ve ona gösterilen büyük ilgiden rahatsız olan İngiliz yönetimi Efgani’nin derhal ülkeyi terketmesini bildirdi. Bunun üzerine Efgani, İngilizleri hedef alan bazı sözler söyledi.

1871 yılında Kahire’ye giden Efgani orada büyük bir ilgiyle karşılaşınca Mısır’da kalmaya karar verdi. Mısır’daki ikameti boyunca dersleri Ezher’den ziyade kendi evinde veriyor ve Posta Kahvehanesi’nde sohbetler yapıyordu. Efgani’nin dersleri başlangıçta ilmi konudaydı ancak zamanla buna siyaset de dahil oldu. Kötü idaresiyle devleti borçlandırdığı ve bu nedenle ülkenin bağımsızlığını tehlikeye attığı gibi gerekçelerle Hidiv İsmail Paşa’nın muhalifi oldu. Mason localarının faaliyetleri ve etkileri hakkında bilgi edinen Efgani, kendi amaçları doğrultusunda İskoç mason locasına girdiyse de bu locanın siyasete karışmak istememesi nedeniyle çıkan tartışma neticesinde locadan ihraç edildi.[2] Bunun üzerine French Grand Orient’a bağlı millî bir loca kurdu ve bazı alim ve devlet adamları da dahil tanınmış bazı kimseler bu locaya girdiler. Efgani’nin faaliyetlerinden rahatsızlık duyan İngilizler onu ülkeden kovdurmaya çalıştı ve konsolosları aracılığıyla konu hakkında hidivle görüştüler. Hidiv hükümeti de 1879’da yayımladığı bir resmî tebliğ ile Cemaleddin-i Efgani’nin ülkeden çıkarılmasını emretti.

Efgani tekrar Hindistan’a gitti ve Haydarabad’da tabiatçılığa reddiye konulu bir eser yazdı. Efgani, Seyyid Ahmed Han’ın tabiatçılık konusundaki görüşlerini eleştiriyordu. Bu gibi görüşlerin yayılması nedeniyle İslam birliğinin zarar gördüğünü ve bu durumdan da İngilizlerin yararlandığını düşünüyordu.

Vefatından sonra (9 Mart 1897), Osmanlı Sarayının özel izniyle, İstanbul’un, Maçka semtinde bulunan Osmanlı Mezarlığına defnedilir.

Görüşleri

İslami farkındalığı aşılayan Efgani, Müslümanların yaşadığı topraklarda yabancı hakimiyetine karşı gelen sömürge karşıtı bir aktivistti. Müslümanlara uyuşukluklarından kurtulma ve kendi özlerine yeniden sahip çıkma çağrısında bulunarak ülke ülke dolaştı.[13] İngiliz idarecilerin gözünde Efgani bir baş belasıydı. İngilizler’e nefretle bakan Efgani, İslam alemini Avrupalı devletlerin baskısından kurtarma kararlılığında olmakla birlikte başarılı olunabilmesi için Avrupa’daki bilim ve teknoloji eğitiminin alınması gerektiğine inanıyordu. Zira ona göre Batı her ne kadar İslam alemine saldırganlık gösteren bir düşman olsa da aynı zamanda yeniden güçlü bir toplum kurulmasına giden yolda üzerinde durulması gereken bir örnekti. İslam’ın pozitif bilimlere karşıt bir tutumu olmadığını ifade ediyordu. Diğer birçok modernist düşünür gibi o da Müslümanların kendi istikballerinden sorumlu olduklarını vurguluyordu. Ona göre Müslümanlar çağdaş bilimlerle ilgilenmeye karşı gelen ve “İslamın gerçek düşmanları” olduklarını böylelikle gösteren tutucu ulemanın tesirinden kurtarılmalıydı.[16] Efgani’ye göre İslam yasa ve teolojinin ötesinde büyük bir medeniyetti. Çünkü ona göre Batı’nın entelektüel temelleri İslam’dan alınmaydı. Emperyalizm karşıtlığı ve İslam birliği fikri onun bıraktığı mirasın en önemli unsurları oldu.

el-Urvetü’l Vüska

1882’de Mısır’ın İngilizlerce işgal edilmesinden iki yıl sonra Efgani, Müslümanların esaretine son vermeyi ve İngiliz işgaline karşı gelmeyi hedefleyen el-Urvetü’l Vüska dergisini çıkardı. Her ne kadar kendini gazete olarak tanıtsa da yayın formatına bakıldığında daha ziyade bir dergi olarak sayılmaktadır. İslami reform çağrısı yapan derginin ilk sayfasında Cemaleddin Efgani derginin siyasi müdürü, Muhammed Abduh ise başyazar olarak geçiyordu. Derginin İngiliz yayılmacılığına yönelik eleştirileri nedeniyle Hindistan ve Mısır’da dağıtımı ve bulundurulması yasaklanmış ancak yine de muhtelif yollarla okuyucusuna ulaştırılmaya çalışılmıştır.[20] Toplam on sekiz sayı çıkan derginin her ne kadar ömrü kısa sürse de İslam alemine ciddi bir etkisi olmuştur.

Muhammed Abduh

Muhammed Abduh tam adıyla Muhammed Abduh bin Hasan Hayrullâh et-Türkmânî el-Mısrî (Arapça محمد عبده‎) (d. 1849, Nil Deltası – ö. 11 Temmuz 1905, İskenderiye); Mısırlı Türk kökenli eğitimci, yargıç ve reformcu.

Çağdaşlaşmacı İslamcılık’ın kurucusu olarak kabul edilir. İslam ve Özgürlükler gibi son kitaplarında yer alan görüşleri nedeni ile Yeni-Mutezilecilik’in de kurucusu olarak değerlendirildi. Bir Mason Üstadı olan Abduh Bahailik inancı ile de yakın ilişkiler içerisinde olan bir kişilikti.

Muhammed Abduh
Muhammed Abduh

Yaşamı ve meslek hayatı

Muhammed Abduh 1849’da Aşağı Mısır’ın bir köyünde dünyaya geldi. Babası Türk, annesi Arap’tır. Bir hafız tarafından eğitildi. 13 yaşına geldiğinde Mısır’ın ikinci büyük eğitim yeri olan Ahmedi Camii’nin Kur’an Kursu’nda Medrese eğitimine başladı. Kısa bir süre sonra okulu terk ederek evlendi. 1866’da Kahire’de bulunan El-Ezher’ e kayıt oldu. Burada mantık, felsefe ve gizemcilik öğrenimi gördü.

28 yaşına geldiğinde üyelerinin arasında Mısır Hidivliği’nin şehzade ve veliahtı olan Tevfik Paşa, daha sonra başbakanlık görevi yapan Muhammed Şerif Paşa, Haziran – 27 Ağustos 1882 tarihleri arasında Mısır Hidivliği’nde Milli Eğitim Bakanlığı yapan Abhaza Süleyman Paşa ile Saad Zaglul Paşa gibi şahsiyetlerin de bulunduğu “Kavkabu’l-Şark” (Doğunun Uydusu) ismindeki Mason Locası’na katıldı.

A. M. Broadbent’in tasvirine göre Şeyh Abduh tehlikeli görülmemesi gereken Cumhuriyetçi ve Müslüman bir Mason Locası Üstadı idi. Masonik ilkeler ile uyumlu olarak bütün dinî eğilimleri birleştirme amacına yönelik çalışmalar yaptı.

“ İslâmiyet ve Hristiyanlık gibi İki büyük dinin bir gün elele vererek birbirlerini kucaklayacaklarını ümid ediyorum. Daha sonra Tevrat, Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerîm biribirlerini destekleyen ve her yerde okunan kitaplar haline gelecekler ve bütün milletler tarafından saygıyla karşılanacaklar. „


dediği kaydedilen Abduh, bir gün Müslümanlar’ın Tevrat ile İncil’i okuyacaklarını ümid etmekteydi.

Afgani ve Muhammed Abduh

1872’de Cemaleddin Afgani ile tanışarak Afgani’nin tilmizi oldu. Risalet el-Tevhid ve Tefsir el-Manar adlı eserinde açıkladığı görüşleri Afgani etkisi ile yaklaştığı İbn Teymiyye görüşlerinin etkilerini taşıdı. Afgani’nin etkisi altında gazetecilik, siyaset ve mistik ruhaniyetçilikle ilgilendi. Abduh, Afgani’ den Mısır’ın ve diğer İslam ülkelerinin sorunlarını ve batıdaki bilimsel ve teknolojik ilerlemenin nedenlerini öğrenmeye çalıştı.

1877’de, El-Ezher’den aldığı derece ile ulema sınıfına dahil oldu ve aynı medresede mantık, teoloji ve etik öğretimine başladı. 1878’de Darül Ulum Medresesi ne Tarih profesörü olarak ve Hidiv Dil Okulu’na Arapça öğretmek üzere olarak atandı. Devletin resmi yayın organı Vaka-i Mısriyye’ ye editör ve şef olarak atandı. Kendisini Mısır toplumunu bütün açılardan yeniden biçimlendirmeye adadı. Eğitimin bu hedefi başarmada en iyi yol olduğunu bilmekte idi. Rüşvet, batıl inanç ve zenginliğin lüks yaşamını eleştirdi.

Afgani 1879’da Mısır’dan sınır dışı edildi. Abduh da El Ezher’deki işinden azledilince köyüne döndü. Ülkedeki İngiliz kontrolü nedeni ile Mehmet Ali Paşa hanedanının 6. Hükümdarı Hidiv Tevfik Paşa’ya karşı başlatılan Urabi Ayaklanması’na verdiği destek gerekçesi ile 1882’de 6 yıl boyunca kaldığı sürgüne gönderildi. Lübnan’da birkaç yıl kaldı. Ayaklanma nedeni ile 1882’de başlayan Mısır’daki İngiliz İşgali fiili olarak 1922 yılına kadar sürdü. 1884’te Paris’e giderek akıl hocası olan Afgani ile buluştu. Paris’te Urvat’ül Vüska isimli gizli bir örgüt kurdular. Bir de görüşlerini yaymak üzere ihtilalci bir dergi çıkarttılar. Abduh, bu derginin temsilcisi sıfatı ile İngiltere’ye geçtiğinde burada İngiliz gazeteci Wilfrid Blunt tarafından desteklendi, dönemin üst düzey İngiliz yöneticileri ile tanıştırıldı ve Winston Churchill’ in babası Randolph Churchill ve diğer bazı İngiliz politikacılar ile görüştürüldü. Mısır ve Sudan konuları ile ilgili üst düzey kişilerle görüşmeler yaptı.

1885’te Beyrut’a döndü burada Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığı bir araya getiren dernekler kurdu. Osmanlı idaresinde bulunan Beyrut’taki faaliyetleri zararlı görülerek ülke dışına sınırdışı edilmesi üzerine 1888’de Kahire’ye döndü. Mısır’a döndüğünde mesleki yükselmesine başladı.

Abduh kendisine neden hocası Cemaleddin Afgani ile birlikte Mason Locası’na girdiklerinin sorulması üzerine, bu kararı kendi siyâsî ve sosyal amaçlarını gerçekleştirebilmek için aldıklarını söylemişti.

1889’da Kahire Müftüsü yapıldı ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. 1890’da Mısır’da bulunan ilk derece mahkemelerinin yerel kürsüsüne yargıç olarak atandı. 11 Temmuz 1905’te İskenderiye’de vefat etti.

Düşünceleri ve etkiledikleri

Muhammed Reşit Rıza, Abduh’un en yakın tilmizlerinden birisi oldu ve nitekim vefatından sonra Abduh’un en önemli eseri kabul edilen Tefsir El Manar, 12 cilt halinde Reşit Rıza tarafından 1927 yılında bastırıldı. Abduh, İslam dünyasında kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve çok eşli evliliklere karşı çıkması ile de bilindi. Müslümanların banka faizi almalarında bir sakınca olmadığını belirttiği fetvası ilgileri çeken fetvalardan birisidir. İrade, akıl ve ahlak konularında açıkladığı görüşleri Mutezile görüşlerine yakın bulunur.

Abduh, Modernizm ile İslam’ı bağdaştırmaya gayret gösterdi. Kendisinden sonra Mısır’da yetişen ve görüşleri diğer Arap ülkelerine de yayılan, Selefi yorumcuların etkilendiği kişilerden biri olarak kabul edildi.

Spoiler (medya)

Spoiler, bir eserin konusu veya detayları hakkında bilgi veren; eser okunmadan, dinlenmeden veya izlenmeden önce öğrenilmesi durumunda alıcının eser ile ilgili düşüncelerini veya alacağı hazzı etkileyebilecek açıklama veya ipucu. Spoiler, “bir şeyin değerini veya miktarını azaltan ya da tamamen yok eden” anlamında yakın dönemde Türkçeye yerleşmiş İngilizce kökenli bir sözcüktür.

Bir eserin izleyici/okuyucu/dinleyici tarafından eğlenceli bulunması, erken öğrenilen detaylar ve eleştiriler ile çoğu zaman zorlaşır. Örneğin, bir sinema filminde senaryodaki dönüm noktalarının ya da şaşırtıcı sonun henüz izlenmeden öğrenilmesi, seyircinin filmden alacağı potansiyel zevki büyük oranda azaltır. Bu yüzden bu tip yazıların başına, eseri henüz görmemiş olan insanların yanlışlıkla okuyup öğrenmesini engellemek amacıyla spoiler uyarı ibareleri konulur.

Abdest Alırken Sakalın Diplerini Yıkamak Gerekir mi?

Abdest alırken Sakalı nasıl yıkamalıyız. Veya abdestin farzlarından biri olan yüzü yıkadığımızda sakalı nasıl hilallemek gerekir. Sakalı sık olan biri için sakalın diplerini yıkamak farz mıdır.

Sakal sık olunca onun üstünü yıkamak kifayet eder, altındaki deriyi yıkamak gerekmez. Fakat seyrek olunca altındaki deriyi de yıkamak lazım gelir. Ayrıca sakalın çeneden aşağıya uzamış kısmını mesh etmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmakları ile hilâllemek ise abdesttin sünnetlerindendir. Hilâllemek demek, parmakları sakalın içine sokarak alt taraftan üst tarafa doğru hareket ettirmek demektir

Rasûlü Ekrem (s.a.)’in sakalını hilâlleyiş şekli bazı hadis-i şeriflerde şöyle anlatılıyor: “Hz. Peygamber abdest aldığı zaman eline bir avuç su alır, bu suyu sakallarının arasına par­maklarıyla ovarak akıtırdı, yanaklarım parmaklarıyla ovar ve parmaklarım çenesinin altında bulunan sakallarının arasına sokardı.” (bk. İbn Mâce, ta­hâre 50)

Yine her ne kadar mevzumuzu teşkil eden hadis-i şeriften Rasûlul­lâh (s.a.)’ın bir eliyle sakallarını hilallediği anlaşılıyorsa da İbn Adiyy’e âit bir rivayette Efendimizin “Sakallarım iki eliyle hilallediği” beyan ediliyor. Bu fiilin hükmü üzerinde de mezhep imamları çeşitli görüşlere sahiptir:

Gusülde ise sakal, sık ve gür bile olsa, suyu cilde mutlaka ulaştırmak gerekir. Kaş ve bıyıkların durumu da aynıdır. Yani gusülde kıllar ile birlikte cildin / derinin de yıkanması gerekir.

İmam Şafiî ve îmam Ebu Hanîfe ve taraftarlarınca ise; abdestte farz olmamakla beraber gusülde farzdır. Keza Sevrî, Evzaî, el-Leys, Ahmed b. Hanbel, İshak, Ebû Sevr, Dâvud, Taberî ve bir çok ulemâ da bu görüştedir. Aynı şekilde İbn Seyyidinnas da Tİrmiri Şerhi’nde aynı görüşü savunmuş ve şunları söylemiştir: “Kanaatimce ulemâmn bu mevzuda görüşlerinin farklı olmasına sebep şu hadîs-i şerîfe farklı manâ vermelerinden ileri gelmekte­dir. “Her kılın altında cünüplük vardır. Kılları ıslatınız, deriyi ise tertemiz yıkayınız”[36] İbn Seyyiddinnas bu açıklamasıyla “sakallan hilallemenin gu­sülde farz, abdestte sünnet olduğunu söyleyen âlimler bu hadîse dayanmaktadırlar” demek istiyor. Gusülde ve abdestte sakallan hilallemenin farz olduğunu söyleyenler ise mevzumuzu teşkil eden hadiste yer alan: “İşte Rabbim bana böyle emretti” cümlesini delil getirmektedirler.[37]

Ulemânın büyük çoğunluğuna göre bu cümledeki emir müstehap ifâde eder. Ancak sakalı seyrek olanlar için farz ifâde eder.

Hanefî mezhebinin bu husustaki görüşü şöyledir: Abdest suyunu bıyık­ların ve kaşların altlarına ve yüzün çevresinden sarkmış olan kıllara eriştir­mek sünnettir. Sakalın çeneden aşağıya uzamış kısmını mesh etmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmaklanyla hilallemek Ebû Yû­suf’a (r.a.) göre sünnet, İmam-ı Âzam ve Muhammed’e göre ise müstehaptır. Fakat Ebû Yûsuf (r.a.)un görüşü tercih edilmiştir.

Tahtavî’nin beyanına göre bu İmam Muhammed (r.a.) de Ebû Yûsuf’un görüşündedir. Gusülde ise sık olsun seyrek olsun sakallann altını sürtmek lâzımdır. Abdestte yıka­nan sık sakallann altını hilallemek gerekmez. Müellif Ebû Davud’un el-Velid b. Zevrân’dan Haccac ve Ebû’l-Melîh’m hadîs rivayet ettiğini nakletmesin­den maksadı el-Velid hakkında tanınmayan ve itimat edilemeyen bir kişi ol­duğuna dâir söylentileri reddetmektir. Bu sözüyle Ebû Dâvûd, demek istiyor ki; “Şayet el-Velîd güvenilemeyecek bir adam olsaydı, kendisinden Haccâc ve Ebû’l-Melih gibi güvenilir kimseler hadîs nakletmezlerdi” Nitekim İbn Kayyim de Tekrib’inde bu dedikoduları reddetmiştir.

Hadisten abdest alırken sık olan sakallan hilallemenin sünnet olduğu anlaşılmaktadır.

[38] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 261-262.

Abdest alırken sesli olarak konuşmak abdesti bozar mı?

Soru Detayı:

Abdest alırken sesli olarak konuşmak abdesti bozar mı böyle bir durumda yeniden mi abdest almak gerekir?

Cevap:

Değerli kardeşimiz,

Abdest alırken gereksiz yere konuşmak, abdesti bozmaz, günah olmaz, yeniden abdest almak gerekmez, ancak abdestin adabına aykırıdır, onun sevabından mahrum kalmak demektir.

Abdestin Hz. Peygamber (asm) Efendimizin uygulamasına dayanan bazı sünnetleri vardır ki başlıcaları şunlardır:

  • Abdeste besmele ile başlamak,
  • önce elleri bileklere kadar yıkamak,
  • ağıza ve buruna su vermek (mazmaza ve istinşâk),
  • önce sağ organları yıkamak veya meshetmek,
  • organları üçer defa yıkamak, kulakları ve boynu meshetmek,
  • misvak kullanmak.

Ayrıca, niyet etmek, azaları sıraya göre yıkamak, organları ardarda yıkamak ve ovmak da Hanefîler’e göre sünnettir.

Abdestten sonra iki rekat namaz kılınması da Hz. Peygamber tarafından tavsiye edilmiştir.

Abdest alırken;

  • kıbleye dönmek,
  • suyu israf etmemek,
  • zaruret olmadıkça başkasından yardım istememek,
  • gereksiz yere konuşmamak,
  • ağıza ve buruna suyu sağ elle vererek burnu sol elle temizlemek
  • gibi hususlar abdestin adabından olup bunların aksini yapmak o adaptan mahrum kalmak demektir.

Kleptokrasi / Hırsızlar rejimi

Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca Hırsızlar rejimi anlamına gelir. Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği ülkelerde görülen bu durum, o ülkelerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olmaktadır.

ABD Doları olarak örnekler

Yolsuzluk karşıtı çalışmalarıyla tanınan Almanya merkezli Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 2004 başlarında şu bilgileri veren bir rapor yayınladı:

  • Eski Endonezya devlet başkanı Suharto (15 Milyar ile 35 Milyar Dolar arası)
  • Eski Filipinler devlet başkanı Ferdinand Marcos (5 Milyar ile 10 Milyar Dolar arası)
  • Eski Zaire (bugünkü Kongo) devlet başkanı Mobutu Sese Seko (5 Milyar Dolar)
  • Eski Nijerya devlet başkanı Sani Abacha (2 Milyar ile 5 Milyar Dolar)
  • Eski Yugoslavya ve Sırbistan devlet başkanı Slobodan Milošević (1 Milyar Dolar)
  • Eski Haiti devlet başkanı Jean-Claude Duvalier (300 Milyon ile 800 Milyon Dolar arası)
  • Eski Peru devlet başkanı Alberto Fujimori 600 Milyon Dolar)
  • Eski Ukrayna başbakanı Pavlo Lazarenko (114 Milyon ile 200 Milyon Dolar arası)
  • Eski Nikaragua devlet başkanı Arnoldo Alemán (100 Milyon Dolar)
  • Eski Filipinler devlet başkanı Joseph Estrada (78 Milyon ile 80 Milyon Dolar arası)[1]
  • Eski FKÖ (PLO) lideri Yaser Arafat (1 ile 10 Milyar Dolar arası)

Kleptokrasinin sonuçları

Hırsızlar rejiminin egemen olduğu bir ülkede, yerli sanayi ve tarımsal üretim zayıflar ve iç pazar büyük sermaye gruplarına açılır. Siyasal alanda da insan haklarını çiğneyen, baskıcı bir yönetim kendini gösterir (düşük ücretler, rüşvetsiz iş yapmayan bir bürokrasi vb). Etnik milliyetçiliği, ırkçılığı ya da dini kullanarak geniş kitleleri yönlendirmeleri, bu tür yönetimlerin en karakteristik özellikleri arasındadır.

Otopsi Yardımcısı Bir Ekşi Sözlük Yazarının Gözünden Otopside Yapılan İşlemler

Hepimizin korktuğu o otopsi odasında, kapılar kapandığı andan itibaren neler yaşanıyor?

Otopsi - Ameliyathane
Otopsi – Ameliyathane

UYARI: İçerikte yer alan bilgiler hassas bünyeler için rahatsızlık verebilir.

Otopside ilk olarak cesedin dış muayenesi yapılıyor. Saç rengi, göz rengi, teni, boyu, kilosu, neresinde siyanoz var, neresinde abrazyon var, neresinde kırık var hepsi yazılıyor. Video çekiliyor.

Ardından baş bölgesini açıyorum. Elimdeki neşter ile kulak arkasından başlayıp kafanın üstünden geçen ve öbür kulak arkasına uzanan bir kesi atıyorum. ardından açtığım yere parmaklarımı sokup deriyi kafatasından sıyırıyorum. Etin kemikten ayrılma sesi başta çok değişik geliyordu ama sonradan duymamaya başladım. Bir bakmışsınız cesedin gözlerini kafa derisi kapatıyor. Hemen ortaya çıkan kafatasını muayene ediyoruz, kırık var mı, hematom var mı her şeye bakıyoruz. Sonra temporal kaslara kesi atıyorum. kafa kubbesini keserken tur aletini zorlamasın diye hafifçe kemikten sıyırıyorum. Elime tur aletini alıp kafa kemiğini yuvarlak bir şekilde kesiyorum. Kemik kesilirken gelen kemiğin kokusu aynı diş kokusuna benziyor. Kafa kubbesini çıkarıyorum. Duramater hemen karşımızda, onun altında da sulu sulu beyin. Yine fotoğraflar çekiliyor tabii. Fotoğraf işi halledildikten sonra duramateri kesip çıkarıyorum, daha sonra da beyin ve beyinciği. uzman doktorlar beyini incelerken kafatasındaki arta kalan zarları soyuyorum. Her adım fotoğraflanıyor.

Otopsi - Ameliyathane
Otopsi – Ameliyathane

Ardından boyun, göğüs ve batını açmak için çene altından başlayan ve kasıklara uzanan koca bir kesi atıyorum. Deriyi kurbanlık koyun yüzer gibi yüzüyorum. Kostatomla kostaları kesiyorum. Kemiklerin altından tutup kaldırıyorum ve diyaframı keserek kaburga kemiklerini bir kenara koyuyorum. Hemen perikartı açıp kalbe bakıyoruz. Daha sonra dille birlikte boyun ve göğüs organlarını çıkartıyorum. Hocalar organları alıp gidiyor. Parçalara ayırıyorlar, tartıyorlar. O sırada karaciğer, dalak ve böbrekleri çıkartıyorum ve hocalara teslim ediyorum. Onlar da tartılıyor, kesiliyor. Mesaneyi kontrol ediyorum. Ekstra bir şey yoksa parçalanan beyni alıp kafatasına yerleştiriyorum ve kafa kubbesi oynamasın diye temporal kasları dikiyorum. Cesedin yüzdüğüm derisini tekrar eski haline getirip dikiyorum. iç organlarla iş bitince, karın boşluğuna gelişigüzel attığımız organların üzerine kostaları tekrardan yerleştiriyorum ve yüzdüğüm deriyi güzelce dikiyorum.

Cesedin kan olmuş cildini yüzeysel olarak yıkayıp çarşafa sarıyoruz ve otopsi bitiyor.

Otopsi - Ameliyathane
Otopsi – Ameliyathane

Şimdi ölüm seviciler, adli vakaların %90’ına otopsi yapıyoruz. %10’una sadece dış muayene yapıyoruz. bu masaya düşmek istediğinize emin misiniz? Bu işlemlerin her ne kadar ölü olsanız bile bedeninize yapılmasını ister misiniz? Sanmıyorum. O yüzden ölüm şöyle, ölüm böyle deyip gelmeyin bana. ölümü iliklerime kadar görüyorum. Canlı canlı yaşıyorum. allah, o masaya kimseyi düşürmesin diyorum. İyi günler diliyorum.